.

.

Hanımlara Dair

E-posta Yazdır PDF

Müstehcenlik ve tesettür

       
tesettur-adabi-nasil-olmali.jpgKazım Güleçyüz - Yeni Asya
   
Müstehcenlik ve tesettür

Derin mahfil ve kulislere yakınlığıyla bilinen bir yazar, mâlûm rejim kaygılarına ilişkin olarak kendi açısından tesbit ettiği umut işaretlerinden birini, geçtiğimiz hafta kutlanan 19 Mayıs törenlerinde bulmuş.

Gazetelerde kız-erkek öğrencileri dans ederken gösteren ve “Gençler dans etti, Atatürk izledi” resimaltıyla sunulan fotoğrafları “toplum uyanışının göstergeleri” olarak niteleyen yazar, “Eğitim kurumları çemberlerini kırıyor” hükmüne varıyor (M. Ali Kışlalı, Radikal, 22.5.09).

Yazarın övdüğü “çağdaş giysi”lerin, “müstehcenlik”ten başka bir kelimeyle tanımlanması mümkün değil. Ankara, İstanbul, İzmir gibi gözlerin hep üzerlerinde olduğu büyük şehirlerde bile böylesi “kıyafet”ler yıllardır terk edildi.

Ama söz konusu görüntülerin çekildiği Manisa, iki yıldan beri bu haberlerle gündemde.

Derin yazar, Manisa törenlerini sanki ilkmiş gibi yazıyor, ama geçen yıl da törenler aynı kıyafetlerle yapılmış; Arınç’ın, milletvekillerinin ve eski belediye başkanının tepkisini çekmişti.

Törenin ardından Ankara’ya gidip Arınç ve diğer vekillerle görüşen başkan şöyle demişti:

“Ankara ziyaretimizde bayan öğrencilerin kıyafetlerinin huzursuzluğa sebep olduğunu gördük. Böyle kıyafetlerin uygun olmadığı söylendi. Bu konuda programı yapan Millî Eğitim Müdürlüğümüzle görüştük. Önümüzdeki yıl kutlamalarda bu tatsızlığın yaşanmayacağını sanıyoruz.”

Aradan bir yıl geçti. Belediye başkanı da, millî eğitim bakanı da değişti; ama kıyafetler değişmedi ve bu giysilerle yapılan gösteriler, yeni seçilen MHP’li başkan tarafından coşkuyla alkışlandı.

Geçen defa “eski TBMM Başkanı ve sade milletvekili” iken bu yıl Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ünvanına sahip olan Arınç ise aynı konuda sessiz kalmayı tercih edip renk vermedi.

Buna karşılık yine Arınç, seçim bölgesindeki “çağdaş” 19 Mayıs kıyafetlerinden farksız bir kılıkla Eurovizyon yarışmasına katılan şarkıcıyı kutladı. Eurovizyon organizasyonunun, kendisine bağlı kurumlardan biri olan TRT’nin marifetiyle gerçekleşmesi mi, onu bu tebrike mecbur etti?

Böylece, “Din adına siyaset hataymış” deyip, “dindarların da siyasette başarılı olabileceğini ispatlama” iddiasıyla yola devam eden Arınç, bunun nasıl olacağına ilginç bir örnek vermiş oldu.

Tıpkı, 2002’de AKP’nin tek başına iktidar olduğu günlerde dünya güzeli seçilen Türk kızının Gül ve Erdoğan tarafından tebrik edilmesi gibi.

Ve Emine Erdoğan’ın Arap ülkelerine yaptığı ziyaretlerde, Arap âleminde ciddî eleştiri ve tepkilere yol açan Türk dizilerinin kadın oyuncularını beraberinde götürüp prezante etmesi gibi.

Hassasiyetler işte böyle böyle aşınıyor.

Madalyonun bir yüzünde bunlar olurken, diğer yüzünde başörtüsü yasağının mağdurları, bu dönemde daha da ağırlaşan çile yükünü taşımaya devam ededursunlar... Kimin umurunda ki?

Bilhassa yeni kuşakların inanç yapısını, dünya görüşünü ve hayat tarzını şekillendirme mücadelesinde tesettürün ne kadar kilit bir kavram olduğu, bu tür gelişmelerle çok daha iyi anlaşılmakta.

Millî mücadelenin devam ettiği günlerde yazdırılan talimatlardan birinin “Tesettür kalkacak” maddesi olması; ipler ele geçirildikten sonra tesettürü hayatımızdan silmek için sistemli bir stratejinin uygulanması; dönemin güdümlü basın organlarında, ideal demokrasinin herkesi açık saçıklıkta eşitleyen plajlarda kurulduğunu iddia eden yazılar yayınlanması; danslı baloların kadınlara başörtülerini çıkarttırma mekânları olarak kullanılması; okullu genç kızların 19 Mayıs kıyafetleriyle müstehcenliğe zorlanması, Said Nursî’nin Tesettür Risâlesi’ni yazdığı için mahkûm edilmesi, bu mücadelenin bazı önemli köşe taşları.

Bugün aynı mücadele, başörtüsü yasağını da, müstehcenliği de, paralel bir paradoks oluşturacak şekilde yaygınlaştırma çabalarıyla sürüyor.

Tesettürün içini boşaltma süreci ise, çok daha tahripkâr sonuçlarıyla bu çabaları destekliyor...
Salı, 02 Haziran 2009 07:01 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

HAYIZLI MÜÇTEHİD BOZUNTULARI

tesettur-adabi-nasil-olmali.jpgCAHİL MÜÇTEHİTLERİN ZIRVALARINDAN (HAYIZ)

Kur’andaki Din Grubumuz, Türkiye'nin En Saygın Ünıversitelerinde Okuyan, Farklı Alanlarda (İlahıyat, Sosyoloji, Psikoloji, Ekonomi, Politika, Mühendislik Vb.) Lisans, Yüksek Lisans Ve Doktora Yapmış/Yapan Genç Kişilerden Oluşmaktadır. Eserlerimiz Ortak Çalışmaların Ürünüdür.

Kadınların Adet Halindeyken Namaz Oruç Gibi İbadetlerini Yerine Getirmelerinde Camiye Girmelerinde Bir Sakınca Var Mıdır?

Kuran'da Açık Bir Şekilde Kadınlar Adet Halindeyken Temizleninceye Kadar Onlar İle Cinsel İlişkiye Girmek Yasaklanmıştır. Bunun Dışında Kadınların Adet Halindeyken Namaz Kılmaktan Oruç Tutmaktan Camiye Girmekten Ve Kuran Okumaktan Uzak Tutulmaları Kuran’a Uygun Değildir. Adet Halinde Cinsel İlişkiye Girmek Dışında Normal Zamandakinden Farklı Davranmak Gereksizdir. Şayet Gerekseydi Cinsel İlişki Yasak Edildiği Gibi Bunlar Da Yasak Edilirdi. Bu Yüzden Uydurmaların Peşine Takılarak Allah’ın Açık Bir Şekilde Farz Kılmış Olduğu İbadetlerden Uzak Kalmak Doğru Değildir.

Bakara Suresi Ayet 222: Sana Âdet Halini De Sorarlar. De Ki: "O, İnsana Rahatsızlık Veren Bir Haldir. Hayızlı Oldukları Sırada Kadınlardan Uzak Durun Ve Onlar Temizleninceye Kadar Kendilerine Yaklaşmayın. İyice Temizlendiklerinde, Allah'ın Emrettiği Yerden Onlara Gidin." Şu Bir Gerçek Ki Allah, Çok Tövbe Edenleri Sever, İyice Temizlenenleri De Sever. >>>

 

İşte yeni ve modern müctehid güruhunun akli yorumları:

1-     Kur’anda sadece hayız halindeki kadınla cima olmayacağı bildirilmiştir.

2-     Bunun dışındaki şeyler zikredilmemiştir.

3-     Cimanın dışındaki meseleler yasak olsaydı Kur’anda zikredilirdi.

4-     Zikredilmediğine göre (Hayızlının namz kılması, oruç tutması, Kur’an okuması, camiye girmesi) men edilemez.

5-     Uydurmalara (Mütevatir ve meşhur hadisi şerifleri kasdediyor) tabi olmayın.

6-     Kur’andan başka hüküm kaynağı yoktur.

7-     Siz de aklınızla Kur’andan hüküm çıkartabilirsiniz.

 

Bu ve benzeri pek çok yeni fikirler, uydurma cereyanlar, bid’at sözleri hatta küfür akımları gittikçe her tarafa yayılmakta, cahil müslümanlar da bunlardan birinin tuzağına takılmakta. Çünkü her yerde alim yok, sağlam kitab yok, emri bil ma’ruf yapan yok. Bu yüzden bizler, internet sitemiz (www.alikarahoca.net) ve abı hayat bültenimizde bu gibilerine reddiyeler yazarak siz ehli sünnet kardeşlerimizi uyarıyoruz, ikaz ediyoruz. Allah için ilim yoluna kendiniz ve evlatlarınızı gönderin. Kur’anı aslından eski eskimez eserelerden Osmanlı medrese usulünden öğrensinler. Fıkıh, hadisi şerif ve itikad konularını iyi öğrensinler. Sağlam şuurlu mücahid birer müslüman olsunlar.

Şimdi şu cühela grubuna vereceğimiz cevabları, daha evvel sitemizde ve bültenimizde vermiştik, ancak tekrarda faide vardır kabilinden birkaç söz zikredelim.

Allahu teala buyurdu:

“Kim Resule itaat ederse, muhakkak Allaha itaat etmiştir.”

“Resul size neyi vermiş/getirmişse onu alın, neyden yasaklamışsa onu terk edin.”

“Muhakkak Allahın Resulünde sizin için çok güzel örnek vardır…”

“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.”

“Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına işlerinde muhayyerlik hakkı yoktur.”

“O hevasından konuşmaz…”

“Allah ve Resulünün arasını açmak istiyorlar…”

Bu zikrettiğimiz ayetlerden Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de Allah adına dini hükümleri tayinde, farz-haram, emir-yasak koymada yetkili kılınmıştır. Zaten kendisi veda hutbesinde “Size iki şey bırakıyorum, bunlara tabi olursanız sapıtmazsınız. Allahın kitabı ve benim sünnetim” buyurmuştur.

Ayrıca “Benim sünnetime ve benden sonra gelen raşid halifelerimin (dört halife) sünnetine yapışın, onları azı dişinizle ısırın, işlerin yeni ortaya çıkanından sakının, zira herbir bid’at dalalettir, her dalalet ateştedir…” buyurmuştur.

Kadınların özel halleriyle alakalı hususların pek çoğu, Aişe r.anha validemizin naklettiği hadisi şeriflerle sabit olmuştur. Zira o hallere kıymetli annemizin vakıf olması, herkesten daha münasibtir. Ashabı kiram bu gibi hususları ona sormaktan çekinmezlerdi.

O halde Kur’anda sadece -hayızlı olan hanımlarınıza (cima için) yanaşmayın- hükmü zikredilmekle, kadınların diğer halleri ve ibadetlerinin durumu ne olacaktır? Sorusu, sadece bizim yeni cahillerin aklına gelmemiş, bilakis o zamandaki bütün müslümanların (kadın–erkek) aklına gelmiş, hemen sorup uygulamayı öğrenmişlerdir.

Sahihi Buhari:

Aişe validemiz r.anha, kendisi hayızlı iken odasında olup Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mescid içinden mübarek başını uzatırdı ve onu yıkardı.

“Kadınlar hayızlı olunca namaz kılmaz oruç tutmaz değilmi? Evet, dediler. Buyurdu: İşte bu, dininin noksanlığındandır.”

 

Sahihi Müslim:

Kadının biri Aişe’ye r.anha sordu: hayızlının hali nedir? Orucu kaza eder de namazı kaza etmez!

Aişe r.anha dedi:

 -Sen Haruriyyemisin?

-Hayır, Haruriyye (harici) değilim. Lakin soruyorum.

Aişe r.anha: Bize bu hal (hayız) isabet ederdi, orucun kazasıyla emredilirdik, namazın kazasıyla emredilmezdik.

 

Hazin Tefsiri:

Üçüncü mes’ele: Hayızlı üzerine namaz, oruç, mescide girmek, Kur’an okumak, Mushafa dokunmak ve onu taşımak haramdır.

 

Ravzatu- Talibin:

Hayızlıya, cünübe haram olan şeyler haram olur. Namazı kaza etmesi vacib değildir.

 

Umde şerhi:

Hayzın hükümlerinin subutunda asıl olan, Kitab, Sünnet ve icmadır.

Hayızlı on şeyden men edilir: Namaz kılması, namazın vacib olması, oruç tutması, tavaf yapması, Kur’an okuması, Mushafı şerife dokunması, mescid içinde durması, cima olunması, sünnet olan talak, aylarla iddet beklemesi, guslü icab ettirir, buluğa ermiş olur, hayızla iddet beklenir. Kanı kesilince oruç tutması, talak vermesi mubah olur, diğer sayılanlar ise yıkanınca helal olur.

 

Veciz Şerhi:

Hayızlı için, cünübe haram olan şeyler haramdır.

Namaz kılamaz, zira Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Hayız gelince, namazı bırak.”

Tavaf edemez, zira Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Aişe’ye r.anha, ihramda iken hayızlanınca şöyle buyurdu: “Hacıların yaptığı şeyleri yap, ancak Beyti (Kabe’yi) tavaftan başka…”

Mushafa dokunamaz: Zira Allahu teala buyurdu: “Ancak temiz olanlar ona dokunur.”

Mescitte kalamaz, zira Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Mescidi cünüb ve hayızlı için helal etmiyorum.”

Kur’an okuyamaz, zira Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Cünüp ve hayızlı, Kur’andan bir şey okuyamaz.”

Oruç tutması sahih olmaz, kaza eder, namaz bunun hılafınadır, namazını kaza etmez. Zira Ebi Said el Hudri’den r.a. rivayetle Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Kadın hayızlanınca, namaz kılmaz ve oruç tutmaz.”

Rivayet edildi ki Muazetu-l Adeviyye, Aişe’ye r.anh dedi: Hayızlının hali nedir! Namazı kaza etmiyor, orucu kaza ediyor?

Aişe dedi: Sen Haruriyyemisin? Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında oruç ve namazı bırakırdık, orucu kaza ederdik, namazı kaza etmezdik.

Şu rivayetler ve daha pek çokları, elimizde mevcut olan ilmihallerin kaynağı olup, dinimizi yaşamakta bizim için asıl ölçülerdir. Şu birkaç zavallı cahilin, sade Kur’an lafızlarıyla anlamaya çalıştığı noksan hükümler, aslında islamı tersyüz etmek, milleti çıkmaza sokmak, dini tahrif ederek itikadları bozmaktır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Yemene vali olarak gönderdiği sahabesi Muaz r.a. nasıl hükmedeceğini sordu.

-Allahın kitabıyla.

Onda bulamazsan?

-Allah resulünün sözleriyle.

Onda bulamazsan?

İçtihadımla.

Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Resulünün elçisini, Allah Resulünün razı olduğu şeye muvaffak eden Allaha hamd olsun” diyerek hamd etti.

İşte islami hükümlerin istihraç ve istinbatı (delillerden çıkartılması) meselesi böylece sabit olmuştur. Şimdi bizler kalkıp bir ayete veya hadisi şerife bakarak kendi başımıza asla hüküm veremeyiz, zira bizden önce 14 asırdır hükümleri çıkartmışlar ve tatbik etmişler. Kitablara yazmışlar, üzerinde tartışmışlar. Artık sonra gelenlerin, evvelkilerin hükümlerini bir tarafa bırakarak fetva vermesi, asla kabul edilmez, zira söz söyleme yetkisi ve derecesine gelen kişi şu asırda kaç tanedir? Yani evvelki müçtehidleri bir kenara bırakıp müstakil olarak fetva verecek bir babayiğit varmıdır?  Asla yok!

O halde ne yapılmalı? Evvelkilerin fetvalarını açıklayıp milletin sağlam şekilde dinini yaşamasına yardımcı olmalı, her şey için fetva verip milleti kaydırmamalı.

Salı, 14 Nisan 2009 22:28 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

HANIMLAR İÇİN

gl_resul.jpgPEYGAMBERİMİZDEN s.a.v.HANIMLARA VASIYYET

Hadisi şerifte Peygamber Efendimiz s.a.v Hazreti Aişe r.anhaya hitaben şöyle buyurdu:

“Ey Aişe! Her hangi bir kadın diliyle kocasına eziyet eder (ve onu incitirse), muhakkak Allahu teala da kıyamet gününde onun dilini yetmiş zira’ uzatır ve boynunun arkasına dalandırıp bağlar.”

“Ey Aişe! Herhangibir kadın, Rabbi için namaz kılar (namazdan sonra) kendi için dua ettikten sonra kocasına dua ederse, onun namazı yüzüne çarpılır, taki önce kocasına sonra kendisine dua edene kadar.”

“Ey Aişe! Herhangibir kadın, ölüsüne üç günden fazla ağlarsa, Allahu teala Hazretleri, onun amellerini mahvedip siler.”

“Ey Aişe! Herhangibir kadın, ölünün üzerine ağıt yakıp sesli ağlarsa, Allahu teala Hazretleri kıyamet gününde o kadının dilini yetmiş zira’ uzatır ve kadının kendisine tabi olan kadınlarla birklikte cehenneme sevk eder.”

“Ey Aişe! Herhangibir kadının başına bir musibet gelir de yüzünü tokatlar, elbisesini parçalarsa, cehenem ateşinde Lût ve Nuh a.s. ların hanımlarıyla beraber olur. Ve bu kadın, kıyamet gününde bütünhayırlardan ve şefaat edicilerin şefaatından ümidsiz olur.”

“Ey Aişe! Herhangibir kadın (ağlamak, feryad-u figan etmek için ya da mezarlarla böbürlenmek için) mezarlıkları ziyaret ederse mutlaka Allahu teala Hazretleri on lanet eder. Yaş ve kuru olan herşey ona lanet okur; taki o kadın evine dönünceye kadar lanet onun üzerine yağar. Mezarlıkları ziyaret edip orda ağlayan kadın, ertesi gün aynı vakte kadar, Allahu teala’nın gazabında, hiddet ve kızmasında olur. O vakit içinde ölürse bu kadın cehennem ateşindedir.”

 “Ey Aişe! Cebrail aleyhisselam bana kadınlar hakkında o kadar vasıyyette bulundu ki, ben kadınları boşamanın haram olacağını zannettim.”

“Ey Aişe! Kocasının (suçlu bulup haklı olarak) boşadığı her kadının ben hasmıyım.”

“Ey Aişe! Herhangi bir kadın kocasından hamile kalsa, hamile kaldığı zaman (dan itibaren) mutlaka onun için, gündüzleri oruç tutmuş, geceleri sabaha kadar namaz kılmış, ibadet etmiş ve Allahu teala yolunda savaşmış gazinin ecri ve sevabının bir misli vardır.”

“Ey Aişe! Her hangi bir kadına doğum sancısı gelir, her sancı vuruşunda ve her çocuğunu emzirişinde bir köle âzâd etmiş sevabı verilir.”

“Ey Aişe! Kadın kocasından mehrini hafifletirse, mutlaka ona kabul edilmiş bir hac ve kabul edilmiş bir umre sevabı vardır. O kadının eski yeni gizli aşikar, önceki sonraki, hata ile veya bilerek işlediği her türlü günahı bağışlanır. Böyle bir kadının ilk ve son, büyük ve küçük bütün günahları affedilir.”

“Ey Aişe! Bir kadının kocası olur da, kocası tarafından kendisine gelen eziyetlere sabrederse, bu kadın Allah yolunda kanlara bulanmış ve şehid olmuş gibidir. O kadın, Allahu teala Hazretlerinin Kur’anı keriminde övmüş olduğu şu kadınlardan olur:

“Bütün müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkeler ve mü’min kadınlar, kanit erler ve kanite kadınlar, sadık erler ve sadıka kadınlar, sabreden erler ve sabreden kadınlar, huşu’ eden erler ve huşu’ eden kadınlari tasadduk eden erler ve tasadduk eden kadınlar, oruç tutan erler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allahı çok zikreden erler ve kadınlar, hep bunlara Allah, bir mağfiret ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab: 35)  

 

Salı, 14 Nisan 2009 22:22 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Tesettür ve Avret Hükümleri-2

gul_agaci.gif

7- Küçük çocukların birbirlerine göre avret hükmü:

Bazı alimler küçüklük yaşını erkek için dört ve aşağısı ile sınırlamıştır. İbni Abidin şöyle nakletmiştir; namaz emri gibi yedi yaşı itibar edilir.

Kız çocuğu için süt emme dönemi -ki iki buçuk senedir- içinde avret hükmü yoktur. Bundan sonra şehvetlenilme çağına (sekiz yaşı) doğru bakılması bakımın dan avret sayılmaz, dokunulması bakımından erkek tarafından yıkanmaz, bu yaştan yukarısı büyük kadınlar gibidir.

Namaz kılmaları hususunda örtünmeleri, göbek ve diz kapağı arasına kadar olan yerleri içindir. Daha fazlasının örtünmesi mendubtur.


E-posta Yazdır PDF

KADIN SESİ AVRET MİDİR?

mkrofn.jpg<<<Kadın Sesi

 

İnternetde İslami forum olarak hizmet veren sitemizdeki üyeler ile H.z. Muhammedin hayatını farklı bir çok arkadaşın okuması ile sesli kitap yapmak düşüncesindeyiz, ancak kadın sesi konusunda emin olamadık maalesef. Konu ile ilgili en sağlıklı ve muteber bilgiyi sizin vereceğinizi düşünerek başvurmuş bulunuyoruz.

02/02/2008

Aziz talibe, sözkonusu amaçla kadın sesinin kullanılmasında şeran bir beis bulunmamaktadır. (M. İ. ‘nin sitesinden.)>>>

 

Bu cevab pek çok su götürür ve kötü niyetlilere fırsat verir, zira bu hükmün pek çok kayıtları ve sınırlamaları vardır. Eğer biz, kadınları her işte serbest bırakırsak, onlar en önde olmak istediklerinden artık kimisi evlenmez, çocuk yapmaz, evde ailede huzur kalmaz, yaratılış nizamı alt-üst olur. Onların hakkına riayet edilirse huzur olur, hizmet olur. Kadının görüntüsünü ve sesini heryerde kullanırsak, düzenbazlardan dünyacılardan ne farkımız kalır.

“Evlerinde otursunlar, ilk cahiliyye dönemi gibi dışarı çıkmasınlar” ayeti kime hitabtır???

Meseleyi evvela fukahadan dinleyelim.

Beşeri ihtiyaçlar, alış veriş gibi mutlak konuşması gereken şeylerde kadının sesi, fitneye sebeb olmadıkça mahzurlu değildir. Şer’i meseleyi öğrenmek için alime hocaya soru sorup konuşması da mubahtır, yerine göre lazımdır. Ancak erkeklerin tamaına sebeb olacak şekilde sözü yumuşatarak konuşmaları ve yolda yürürken ayaklarını yere veya birbirine vurarak ses çıkartmaları men edilmiştir.

Ahzab Suresi ayet 32 de; “Ey peygamber hanımları! Siz kadınlardan diğerleri gibi değilsiniz. Eğer takva olursanız, sözü yumuşak şekilde söylemeyin; (zira) kalbinde maraz olan kişi tama’ eder. Ma’ruf söz söyleyin.”  buyurmakla, önce annelerimizi bu hususta ikaz etmiştir.

Ebu Bekir Cessas, bu ayetin tefsirinde: -Bu ayette, kadınların sözlerini erkeklere karşı yumuşatarak söylememeleri ve düşük kimselerin fitnelenip kadınlara meyletmemesine delalet vardır.- demiştir.

Bununla, diğer kadınların da erkeklere karşı sözlerini yumuşatmalarından men edilmeleri anlaşılmıştır. Bununla, kadınların ezan okumaktan men edilmelerine delalet vardır.

“Ziynetlerinden gizlediklerin bilinsin için ayaklarını (yere) vurmasınlar” ayetinin tefsirinde Cessas şöyle der: Ayeti kerimede, kadının konuşmasında yabancı erkeklere işittirecek şekilde sesini yükseltmekten men edildiğine delalet vardır; bu durum, sesi fitneye sebeb olacak şekilde oluncadır. Bu yüzden alimlerimiz kadının ezan okumasını mekruh gördüler. (Ezan iade edilir.) Zira bunda, sesini yükseltmeye ihtiyaç duyulur, halbuki kadın bundan men edilmiştir. (Ahkamu-l Kur’an/Cessas/ 3-3939)

İbni Mace’de, manazın ikamesi babında:

İslam şeriatının hırsı açığa çıktı, şöyleki kadın, yabancı erkeklerin işitceği derecede sesini yükseltmez, zira imamın hatasına tenbih için sesini yükseltmez tesfık yapar (ellerini birbirine çarpar).

Ebu Hureyre’den r.a. şöyle rivayet edildi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: Erkekler için tesbih (subhanellah demek), kadınlar için tefık (el çırpmak) vardır. (İbni Mace: 1-329)

<<<Namazda imam yanılsa, erkekler –subhanellah- diyerek uyarırlar, kadınlar ise ellerini birbirine vururlar, ses çıkartmazlar. Namazda böyle ise, ya dışarda telefonda t.v. de işyerinde, öğretmenin karşısında müdürün huzurunda kadının durumu ne olur???>>>

Muvatta’ dan:

Malumdur ki ihrama giren hacılar telbiye okurlar, seslerini yükseltirler. Lakin kadınlar için telbiye ile seslerini yükseltmek yoktur, taki sesin yükseltilmesiyle ziyneti açığa çıkmasın.  Muhakkak İmam Malik demiştir: Ehli ilimden şöyle dediklerini işittim: Kadınların telbiye ile ses yükseltmeleri yoktur, kadın kendi sesini duyacak kadar söyler. (Muvatta 1-334)
 

Muğni den:

İbni Abdil Berr derki: kadın hakkında sünnet olan, sesini yükseltmemesidir, kadın için ancak kendi sesini işitmesi vardır. Fitne korkusundan dolayı sesini yükseltmesi mekruh oldu.  (Muğni: 3-330)

Dini gaye için olursa mahzur yok …demiş ti; yukardaki hükümler hangi gayelerdedir? Namaz içinde imamın hatasını uyarmak dini bir gaye halis bir niyet değilmi? Evet, orda bile kadının sesi erkekler için fitneye sebebtir.

Fasık tüccarlar niçin sekreter olarak telefonların başına kadınları korlar, tezgahlara kadınları korlar! Erkekleri cezbetmek sözlerini dinletmek ve müşteri avlamak için. Senin niyetin belki (güya) halis olsa da, dinleyenlerin niyeti öyle olmaz, olamaz, zira erkeklik ölmedi ya, melek olmadık ki! Ben etkilenmem derseniz, demek ki sizde bir şey kalmamış, siz de kadın gibi olmuşsunuz, kusura bakmayın. Bizim sözümüz erkekler içindir, izzetli nezih takva kimseler içindir.

 

Salı, 04 Kasım 2008 05:47 tarihinde güncellendi

Sayfa 2 - 4

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.