.

.

Diyaloğa

E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇULARA REDDİYELER - 6

İMAN – KÜFÜR    KARDEŞLİK -AKRABA – AŞİRET  

İslamda asıl olan din kardeşliğidir. Zira Kur’an –ancak mü’minlerin kardeş olduğunu- beyan etmektedir.

Dolayısıyla kardeşlik ve dostluk hukuku ancak gerçek mü’minler arasında cari olabilir. Gerçek iman sahibi olmayan iki yüzlü yapmacık Müslümanların birbirlerini kardeş gibi sevmeleri, Allah için dost olmaları asla mümkün değildir. Nitekim İslam aleminin hali ortadadır. Bir çok dini cemaat ve gurubçuklar, darmadağınık bir halde siyonizme yem olmuşlar, fakat yine de İslam için çalıştıklarını, gayelerinin de Allah rızası olduğunu söylemektedirler.

Özellikle bazı diyalog medfunları, işi o raddeye getirdiki, Müslümanları terk edip Yahudi ve Hıristiyanları cennete sokacaklar, onların rızasını tebriğini kazanmak için her türlü dalkavukluğu yapmaya çalışıyorlar. Bunların hidayeti için dua ederiz, değilse ıslahları için –kurdun ıslahı gibi- Allahu Teala ya yalvarırız.

Şimdi diyalog saçmalığına asla cevaz vermeyen dinimizin ilahi kelamından birkaç ayeti zikredelim. 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا آبَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاءَ إِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْإِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَأُولَئِكَ

 

 

هُمُ الظَّالِمُونَ

 

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”  (Tevbe: 23)

İbni Abbas r.anhuma derki, bu ayetler Mekke’den hicret etmeyenler hakkında inmiştir. Hicret ayeti gelince onlar şöyle demişler: ‘Eğer hicret edersek babalarımızı, evlatlarımızı, akrabalarımız (la alakamızı) kesmiş oluruz, ticaretimiz gider, mallarımız helak olur, evlerimiz harabe olur, zararda kalırız.’

Denildiki Mekke’ye kaçıp dinden dönen dokuz kişi hakkında inmiştir. Onlarla dostluktan men edildiler. Onlarla dostluk yapmayın, onlar sizi imandan ve Allaha itaatten men ederler.  Onlar küfrü imana karşı sevmişler.

Allah için sevmek, Allah için buuz etmek imanda büyük bir asıldır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizden hiç biri Allah için sevip Allah için buuz etmedikçe imanın tadını tadmış olamaz.”

Mücadele suresinin 22. ayeti de bu konuyu açıklar:

لاَ تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ

 

عَشِيرَتَهُمْ أُولَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ اْلإِيمَانَ وَأَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا

 

رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا     عَنْهُ أُولَئِكَ حِزْبُ اللهِ أَلاَ إِنَّ حِزْبَ اللهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

 

 “Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, imanı yazmış ve katından bir ruh ile onları kuvvetlendirmiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın taraftarları olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın taraftarı olanlardır.” (Mücadele: 22)

Allah ve ahıret gününe iman eden bir topluluk, Allah ve Resulüne muhalefet eden bir topluluğu sevemez. Onlarla dostluk kuramaz. İsterse bu kimseler babaları, oğulları, akrabaları, kavmi, kabileleri olsun farketmez. Zira onlar din hususunda farklı olan kimseler ile kardeş değillerdir. Bu müminler için kalblerinde iman yazılmıştır ve Allah tarafından bir ruh ile kuvvetlendirilmişlerdir. Allah’ın yardımı ile hayat bulmuşlardır. Zira iman kalbin hayatıdır.

Onları, ağaçlarının ve köşklerinin altından dört nehrin aktığı cennetlere girdirecektir. Orada ebedi kalacaklardır. Ölüm, hastalık, fakirlik, yok olmak gibi bir korku yoktur. Allah onlardan iman ve taatleri sebebiyle razı olmuştur. Onlar da Allah’tan ikramlar ve mükafatlarla razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah’ın ordularıdır. Dikkat edin Allah’ın orduları kurtulanlardır. Sevdiklerine zafer bulanlar dır. Şeytanın orduları ise mahrum olup rüsvay olmuşlardır.

Rivayet edildiki Ebu Bekir (Radıyellahu anhu) in babası Ebu Kuhafe, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e dil uzatmıştı. Bunun üzerine Ebu Bekir (Radıyellahu anhu) ona bir vuruşla vurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki “Öyle mi yaptın?”

Dedi ki, ‘evet.’

Buyurdu ki, ‘öyle yapma!’

Ebu Bekir dedi ki ‘Allah’a yemin olsun ki yakınımda kılıç olsa idi elbette onu öldürürdüm.’ Bunun üzerine ayetler indi. (Daha sonra babası da müslüman oldu.)

İşte imanın kalbe yazılmasının neticesi….. Bunun karşısında kimse duramaz. Bu iman olmadıkça, kafirlere karşı mücadele etmemiz asla netice vermeyecektir. O halde kafirlerle diyalog işini acilen terk edip, Müslümanlarla kardeşlik hukukunu canlandıralım, hediyeleşip birbirimizi Allah için sevelim, kusurlarımızı karşılıklı olarak itirafd edip görmezlikten gelecek bir anlayışa ulaşalım, artık ondan sonra fetih kapıları açılır, biiznillah!... 

 

 

E-posta Yazdır PDF

TÜRKİYE ÇAN SESLERİYLE UYANACAK.....

5 Şubat 1919 yılında Fransız Journal Des Debat gazetesi şunları yazıyordu;



"Hemen hemen beşyüz yıl boyunca Güney Avrupa'yı kan ve Doğu Akdeniz bölgesindeki bütün uygarlığı çökerten bu uğursuz Türk ırkını Asya'ya sürmeli(5 Şubat 1919 - Journal Des Debat)

"Türk'lerin bu beklenmedik zaferi akla şu soruyu getiriyor: son nefesini vermekte olan ölüme mahkum Türkiye dört yıl süren dünya savaşı sırasında tüm maddi ve manevi kaynaklarını kaybettiği halde nasıl olur da tüm dünyayı böyle şaşkına çevirir? Sonu gelmiş gibi duran bir ülke, bu gün üstelik yapayalnız kaldığı bir anda, müthiş bir örgütlenme yeteneği ve dolu dizgin bir coşku sergiliyor. Londra'da yapılan hesaplarda M. K. ve Milli hareketin sıfırı tükettiği, iflasa sürüklendiği iki ikinin dört ettiği gibi ortadaydı. Anadolu dullar ve yetimler ülkesine dönmüştü. Tam dört yıl boyunca milyonlarca insan durmaksızın savaştı ve demir yumruğuyla İngiltere maşası Yunanistan'ı denize döktü. Bu ulusal davaya duyduğu inançla mümkün oldu........................(Handelsblatat Dergisi- Kasım 1922)"

Yazar yazının sonunda ise şu ilginç ve bu günlere ışık tutacak şu tespiti yapıyordu:

"İslam düşüncesinin içine girmeliyiz. Bu mucizeyi anlamak için bu gerekli yoksa böyle giderse, Asya'nın muazzam kapıları yüzümüze ebediyen kapanacak (Handelsblatat Dergisi- Kasım 1922)

Yani ülkenin içine sahte İslam yerleştirilerek ve yeni Lawrance'ler konularak Orta Asya kapılarının İslamla açılmasının planları tamamen o günlerde yapılmış bizden biri gibi gelerek insanımızın duyguları, inançları sömürülmeye başlanmıştır..
ILIMLI İSLAM, Dinler arasi DİYALOGU

E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇULAR PEYGAMBERE İNANIR MI?

Resulullaha inanmayan mümin olamaz!

Soru: “Kelime-i tevhidin La ilahe illallah kısmını söyleyen, fakat Muhammedün Resulullah kısmını söylemeyen insanlara da merhametle bakmalı, çünkü ahirette onlar da Allah’ın sonsuz rahmetine kavuşacak” (bkz. Fethullah Gülen, Küresel Barışa Doğru, s.131) diyenler çıkıyor.

Böyle inanan Müslüman olur mu, Cennete girer mi?

CEVAP
Allah’ın rahmeti, dünyada herkesedir. Ahirette, gayri müslimlere zerresi yoktur. Allahü teâlâ, (Rahmetim her şeyi kaplamıştır) dedikten sonra, (Rahmetim, benden korkup, haramdan kaçan, zekatını veren ve Kur’ana inananlar içindir) buyuruyor. Daha sonra da resule iman edip uymamızı emrediyor. (Araf 156-158)

Resulullaha inanmayan Müslüman olamaz, Cennete giremez.

Kur’an-ı kerim baştan sona kadar Muhammed aleyhisselama iman edip uymayı emrediyor, uymayan Müslüman olamaz, kâfir olur buyuruyor.

İşte bazı âyet-i kerime mealleri:

(Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20]

(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Nur 54]

(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(De ki, “Allah’a ve Peygambere itaat edin! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

(Allah ile resullerinin arasında farklı bir yol tutmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150,151]

(Biz her peygamberi kendisine itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64]

(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]

(Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]

(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]

(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfal 13]

(Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: Müminler, “İşittik, itaat ettik” derler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.) [Nur 51]

(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]

(O Peygamber, güzel, temiz şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157]

(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

(O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

Resulullah, Kur’an-ı kerimi açıklayarak, imanı şu şekilde tarif etmiştir:

(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe [yani Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır.) [Buhari, Müslim, Nesai]

Mümin olmak için bütün peygamberlere inanmak gerekir. Yahudiler ve Hıristiyanlar, diğer küfürleri bir yana, Muhammed aleyhisselama inanmadıkları için de kâfir oluyorlar.

İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: İman edilecek şeylerden birine bile inanmayan kimse, (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) dese de, Müslüman olmaz. Amentüdeki altı şeye inanan ancak Müslüman olur. (R.muhtar)

Resulullaha uymakla ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyledir:

(Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim de, Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet eden, Cennete girer.) [Deylemi]

(Allah’ın Rab, benim de peygamber olduğuma kesin olarak inanana, Cehennem haram olur.) [Hakim]

(Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan [ve diğer kâfirler] elbette Cehenneme girecektir.) [Hakim]

(Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim]

Salı, 05 Temmuz 2011 13:38 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

NECİP FAZIL'DAN DİYALOGA REDDİYE

Üstad Necip Fazıl’ın Dinler Arası Diyalog Yorumu

29 Nisan, 2007

Sizlere 1949′larda Necip Fazıl’ın dönemin diyalogcularına yazdığı bir makaleyi aktaracağım. Dinler arası diyalogun mazisinin bayağı bir eski olduğunu, her dönem kendine bir taşeron seçtiğini, ama diyalogun misyonundan ve manasından asla taviz vermediğini görmek şahsen bizi hiç şaşırtmadı.

Kovadis?

Türk Ocağı merkezine Patrik Athenagoras’ı davet eden Hamdullah Suphi Tanrıöver… Başlığının altında “doğruya doğru, eğriye eğri” ölçüsünü taşıyan, fakat hakikatte doğruya eğri, eğriye doğru demekten başka bir şiar taşımayan (Vatan) gazetesinin geçen Pazar günkü sayısında, baş sahifenin baş köşesini süslettiği şekilde, sözde memleket münevverlerini Patrik cenaplarının mihveri etrafında halkalandıktan sonra, aynı (Vatan) gazetesine göre aynen şöyle hareket buyurmuşlardır:

“Hamdullah Suphi Tanrıöver, bundan sonra, Patrik Athenagoras’ın gösterdiği yakınlıktan bahisle, Türk milletinin dinler ve milletler arasında yakınlık istediğini, Patrikhanenin Osmanlı İmparatorluğundan da eski bulunduğunu, Bizansın bir yadigarı olduğunu ve aramızda konuşulan eğlencenin yabancı gelmediğini, tek emelin Türkiye topraklarında müşterek bir kültür kurulması olduğunu, her iki milletin tarih bakımından çok eski olduklarını belirtmiş ve büyük mazinin mahfuz kalacağını söylerek şöyle devam etmiştir:

- Kendilerinin işgal ettikleri makam çok büyüktür. İnandıkları ve inandığımız yolda bütün Ortodoks aleminin faaliyette bulunması için, manevi nüfusları en büyük amil olacaktır!“

Heeeeey, heeeeey, heeeeey, müslüman Türk topluluğu!!! “Türk Ocağı” gibi bir yaftanın altında veya maskenin arkasında, bu sözler senin yüzüne nasıl söylenebiliyor? Cedlerinin raşedar şehadet parmakları halinde göklere uzattığı minarelerle çevrili, İslamın Bizansa karşı tarihi zafer beldesinde, bir Hamdullah Suphi Tanrıövmez, resmen ve alenen, Patriğin manevi sahabetine nasıl sığınır, Patrikhanenin Osmanlı İmparatorloğu’ndan eski olduğunu niçin söyler, Bizansın bir yadigarı olduğunu ne yüzle telaffuz eder, aramızda konuşulan Eğlencenin yabancı olmadığını, yani ana dilimiz gibi bizden olduğunu ne cesaretle iddia eder ve tek emelinin Türkiye topraklarında müşterek bir kültür kurulması olduğu lafile acaba neyi kasdeder?

Patriklik makamını “çok büyük” sözüyle tazim eden Tanrıövmez, farkında mıdır ki, bu sözleri o da harp ve düşmanlık mevsiminde bulunmak şartı ile, ancak Türk düşmanı bir Yunanlı söyleyebilir? Amerika’daki dinler arası kongreye iştirak vesilesi ile Patriği tanıyan Hamdullah Suphi, yoksa Patriğin maiyetinde, Peygamber ve Şeriat farkı ihtilafını kaldırıp, sadece Allah’ın varlığı ve birliği üzerine müesses yeni bir din sevdasında mıdır ve bunun için mi eski ve malum Türk Ocakları Reisi cübbesine bürünmeye lüzum görmüştür?

Bütün maskeleri, bütün nesepleri ve iç yüzleri ile beraber çekip göstermek için, taraflardan tek bir karşılık bekliyoruz!

Tanrıövmezin evinde, böyle bir beynelmilelcilik cereyanının ilk kadrosunu çizen toplantının (Vatan) sütunlarında gördüğümüz fotoğrafında, meşhur avdeti Ahmet Emin Yalman’ın da manevi Bizans İmparatoru Haşmetlü 1. Athenagorasın solunda yer aldığını kaydetmek, davanın renk tonunu belirtmek bakımından faydalıdır!

Kovadis Tanrıövmez? Hiç olmazsa “Türk milleti dinler arası yakınlık istiyor!” tarzında bir iftira selahahiyetinden ve (Türk Ocağı) oyunundan vazgeç de, git dilersen kendine “Tanrıöver” in Eğlence karşılığını ruhanilik ismi olarak seç ve Türklük, Türkçülük iddiasını başkalarına bırak!

Yunanlılar, asılları kendilerinden olduğu halde, başımızda tuttuğumuz ve temsilciliğine göz yumduğumuz sizin gibi insanlar yüzünden mi yoksa, Türk çocuklarını hor ve hakir görmeye yeltendiler?


Necip Fazıl Kısakürek
27 Mayıs 1949
Hücum ve Polemik
(Büyük Doğu Yayınları, Eylül 1992 baskısı, sf:115-117)

Salı, 05 Temmuz 2011 13:08 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KİLİSEDE EZAN SESİ .... BAZILARININ İŞTAHI GELMİŞ.....

Faruk Çakır - Yeni Asya 2011-06-29

Kilisede ezan sesi ilk değil, son olmasın

<<< Amerika’dan gelen bir haber, “İstikbal İslâmın olacaktır” müjdesini teyid etmesi bakımından çok önemli. Habere göre Amerika’nın ikinci büyük katedrali olan “Washington Ulusal Katedral”i “Allah-ü Ekber” nidalarıyla inlemiş. Evet, bu haberde abartma yok, çünkü düzenlenen bir toplantıya katılan imam, katedralin balkonundan Ezan-ı Muhammedî’yi okumuş.

Haberi şöyle özetleyebiliriz: ABD’de ilk kez, “Dinlerarası İttifak” ve “Önce İnsan Hakları” adlı kuruluşların gayretleri sonucu “İnançları paylaşma” töreni yapılmış ve yine ilk kez 32 eyalette 70’ten fazla kilisenin Pazar ayininde Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman din adamları bir araya gelerek mesajlar vermişler.

Elbette ‘kilisede ezan sesi’ ilk defa duyulan bir ses değildir, ama inşallah son da olmamalıdır. Ezan sesi; bütün insanlığı İslâma dâvet eden, onları tesir altında bırakan bir sırdır.
Her zaman ifade etmeye çalışıyoruz, tekrarlayalım: İslâmiyete lâyık güzelliği fiillerimizle ortaya koyabildiğimiz ölçüde, diğer dinlerin mensupları da gruplar halinde İslâma teslim olacaktır inşallah...>>>

Yorumcu: toro diğer yorumları 2011-06-29 13:38:01

Hepsi dinimiz islama teslim olacaktır elbet.Zaten emareleri de görülmeye başladı.Nihayet imana geldi imansızlar.Ben diyorum ki buna karşılık 5-10 camimizde papazlara ayin yaptıralım.Caminin o huşusu onları da etkiler hem.Ayasofyada da yarım gün esasıyla islam ve hristiyanlığa açılabilir.Fikir nasıl?

(Bu fikir senin fikrin değil ahmak herif, bu vatikanın dürtmesidir, seni kullanmışlar….)

Not:

Yazar F.Çakır bazı çalışmaları sanki islamın lehine olan işler gibi zannederek medhu sena ile yazmış. Yazısının devamında Amerikalıların islamdan haberdar olmadıklarını, bu yüzden bilmedikleri şeye düşman olduklarını da yazmış.

Be insanoğlu sanki İslam alemindeki Müslümanlar islamı iyi biliyormu?

Ey yazar, senin çok medh ettiğin cemaatin islamı ne kadar biliyor ve yaşıyor. İslamın neresindesiniz acaba? Kendi nefsani arzularınıza göre yaşadığınıza göre bir İslam mı istersiniz…. Bu şekilde nefsinize uyan islama kimse ses çıkartmaz, hatta gel bize de bundan bahset, ezan oku namaz kıl v.s. derler, işte diyorlar…

Ya bir sünnet sakallı sarıklı Kur’anı iyi bilen yaşayan bir müslümana bu fırsatı verirlermi…. Asla! Yani onların dediği gibi olursan gel beraber olalım derler.

Zaten bunu Kur’an haber veriyor… Müşrikler Efendimiz s.a.v den bu Kur’anı götür başka bir kitab getir demediler mi, veya bunu değiştir demediler mi?

Sen onların hevasına tabi olmadıkça ehli kitab senden razı olmaz diye ayet yokmu?

O halde kilisenin içinde haça karşı okunan ezanın asla tebliğ için olan, vakit bildirmek için olan ezan olmadığı açıktır. Nitekim yorumcunun birinin yazdığı ahmak kıyası da alıntı yaptık, yani biz de onlara camilerimizde Ayasofya da ayin için izin verelim demeye başlayacaklardı işte başladılar ve bunu da Müslüman kimlikli münafıklara söyletiyorlar…. Eyvah! eyvah!

F. çakır bey yazısının sonunda <<< İslâmiyete lâyık güzelliği fiillerimizle ortaya koyabildiğimiz ölçüde, diğer dinlerin mensupları da gruplar halinde İslâma teslim olacaktır inşallah...>>> diyor,

bu sözü herkes kendi anlayışına çevirdiği için bir türlü muvaffak olunamıyor. İşin aslı olan sünneti seniyyeye dönülmedikçe bu laflarınız havada kalır, hedefine varmaz. Evvela tepeden tırnağa kadar küfür alametlerinden sıyrılıp sünnete dahil olmak lazım ki ehli küfre karşı gerçek tebliğ yapılsın, adamlar gerçek islamı görsünler de tabi olsunlar. Ehli kitab gibi yaşayan bir toplum, ehli kitaba neyi tebliğ edecek????

Şimdi soralım F.Çakır beye: Bu çalışmalarınızla papazlar ve taifesinden ne kadarı gerçek Müslüman oldu? Gerçek Müslüman bütün batıllardan beri olup islama tam teslim olandır, yoksa hepsini hak gören adam, Müslüman değil müşriktir….. Bu noktayı iyi anlarsanız, o zaman yapılan işin tamamen yanlış olduğunu anlayabilirsiniz…..

Salı, 05 Temmuz 2011 13:42 tarihinde güncellendi

Sayfa 3 - 20

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.