.

.

Sapmış Fırkalara

E-posta Yazdır PDF

Recm hakkında prof'un birine reddiye - 1

 

                           manz_kzl.jpg            ZİNA SUÇUNUN CEZASI  CELD – RECM

 

Son zamanlarda internet sayfalarında fetvaları ile meşhur olan şaşkınlardan bir kaçı, kendi akli yorumlarıyla, ulema arasındaki bazı ihtilaflı konuları da didikleyerek, yeni yeni yorumlara ve fetvalara giriştikleri malumunuzdur. Bunlardan biri de recm cezasıdır. Zina eden evli kadın ve erkeğe, şartları tahakkuk edince verilen cezanın adı bazen celd –sopa- olur, bazen recm –taşlanarak öldürülme- olur. Bu hususlar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve halifelerinin zamanında katiyetle sabit olan hususlardır. Daha sonra mezheb imamları

Çarşamba, 22 Temmuz 2009 11:18 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

ELEKTRONİK MEZHEB...

cd_ate.jpgDÖRT MEZHEB YETMEDİ …

ŞİMDİ DE… ELEKTRONİK  MEZHEBLER…

 

Son günlerde internet sayfalarında gözümüze çarpan mühim bir hususu sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Alim, ilahiyatçı, tefsirci, prof gibi bir takım etiketli kimseler, açtıkları sayfalarda öyle fetvalar vermiş ki, bunlar henüz gün-güneş görmemiş sanki ilk defa bunların bulduğu ve ilmi değeri olan sözlermiş. Halbuki biraz sonra açıklayacağımız gibi bu yeni fetva denen saçmalıkların yüzde 80-90 kadarı, bid’at mezheblerinin sözlerinden aktarmalardır, bu zamanda milletin önüne ısıtılıp sürülerek yenilik reform aydın v.s. yaldızlı sözlerle milleti ifsad işine kalktıkları anlaşılıyor.

Hadisi şerifte “Ahır zamanda bir takım cahilleri reisler edinecekler, onlara soracaklar, onlar da ilimsiz olarak fetva verecekler,

Cuma, 07 Kasım 2008 13:13 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Cemevi Nerden Çıktı? Dırar Mescidimi ne?

mesc_drar.jpgCemevi ibadethane kabul edildi


Tunceli Belediye Meclisi, cemevini ibadethane olarak tanıdı. Belediye Meclisi'nin oturumunda, teklif DTP, EMEP, CHP, SHP ve AKP'li üyelerin oybirliğiyle karara bağlandı.

 

Salı, 14 Ekim 2008 10:30 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

MİLLİ GAZETE NEREYE...???


afgani.jpgTercihimiz, Efganî’nin inkılâbçılığına karşı Abduh’un eğitim yöntemidir…
  Fahri Güven
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
İslâm âlemindeki uyanış tarihini bilenler, Şeyh Cemaleddin-i Efganî ve Şeyh Muhammed Abduh gibi İslâm mütefekkirlerini tanıyıp şu hususlara da aşinadırlar:

“On sekizinci asırda başlayarak on dokuzuncu asırda bütün bütün şiddet kesbeden İslâm âleminin velveleli sükûtu bu âlemde düşünmek ve muhakeme eylemek kabiliyetini haiz olanları bu hâdisenin sebeplerini araştırmaya ve ona karşı çareler düşünmeye sevk etti.   

Şeyh Cemaleddin ve Şeyh Abduh’lar, hâdisenin sebebini İslâmiyet’in yanlış anlaşıldığında ve bu dini halka öğretmek vazifesi ile mükellef olanların cehalet ve taassuplarında buldular ve binâenaleyh çareyi de İslâmiyet’i bu gibilerden kurtarıp daha bilgili, taassuptan uzak âlimler ellerine teslim etmekte ve bu sâyede medeniyetle İslâmiyet arasında bir anlaşma bulmakta gördüler!”

Şarkın yetiştirdiği fıtratların en yükseklerinden biri olduğu şüphe götürmeyen merhûm Cemaleddin-i Efganî’nin basılmış veya basılmamış birçok eserleri, makaleleri, hutbeleri varsa da en büyük, en mümtaz eseri merhûm Şeyh Muhammed Abduh’dur” derler. Bu yerinde bir tespittir. Nitekim Üstad Mehmed Âkif, Müslüman gençliği sembolize ettiği “Âsım” adlı altıncı şiir kitabında Cemaleddi-i Efganî ve Muhammed Abduh’u şöyle konu edinir:

-“Şimdi Âsım, edebiyatı bırak, bir tarafa;

Daha ciddî işimiz var, geçelim başka lâfa.

Gâlibâ söylediğim yoktu? Evet, hiç yoktu:

Mısır’ın en muhteşem üstâdı Muhammed Abduh,

Konuşurken neye dairse Cemâleddin’le;

Derki tilmizine Afganlı:

“Muhammed, dinle!

İnkılâb istiyorum, başka değil, hem çabucak,

Öne bizler düşüp İslâm’ı da kaldırmazsak,

Nazariyyât ile bir şeyler olur zannetme…”


Şeklinde süren şiirin devamının açılımı şöyledir:

“Muhammed beni iyi dinle! İnkılâb yapılması lâzım, hem de en kısa zamanda… İslâm ülkelerini başka türlü kalkındırmak mümkün değil… Öne biz düşeceğiz. Bilesinki teorilerle uğraşmak bizi bir yere götürmez!... Ancak teorik görüşleri tekrarlayıp durmaktan vazgeç! Sende büyük bir yetenek olduğu inkâr edilmez…”

Muhammed Abduh, Üstad’ı Cemaleddin’in bu talebine şöyle karşılık verir:

“- Evet, şüphesiz ki İslâm âleminde kalkınma ve yenilikler isteyen sayın üstad haklıdırlar… Ancak, ben derim ki; bunu yapmanın yolu eğitimden geçer. Buyurun çekilelim ülkelerden birine, hatta şu bizim Sûdan’a; kuralım bir medrese, başlayalım halkı eğitmeye… Tabii birkaç yetenekli ilim erbabı daha bulacağız ve öncelikle gençleri yetiştirmeye çalışacağız. Böylece yetenekli bilginler yetiştirip İslâm ülkelerine yollarız. Bir müddet sonra, İslâm dünyasının muhtelif yerlerinde, birçok Cemaleddin Afganî’ler görmek mümkün olur.”

“- İyi ama, bunu yapmak en az yirmi sene ister ki ben kolay görmüyorum… Sen yirmi günde başarılacak işe bak!”

“- O zaman beni mazur görün efendim. Ben o işte yokum.”

Bu mısraları aktarıp Efganî’nin ve Abduh’un görüşlerini dile getiren Üstad Âkif, tercihini Abduh’dan yana koyar. Nitekim Âkif, başmuharrir olarak görev yaptığı Sırat-ı Müstakim- Sebilürreşad mecmualarında pek çok tercüme yapar. Bu tercümelerden çoğu Muhammed Abduh’dandır. Cemaleddin-i Efganî’den ise neredeyse hiç tercüme yapmaması manidardır. Dolayıyla tercihini Abduh’dan yana koyan Âkif, Müslüman gençliği sembolize ettiği “Âsım” profilinde de yine tercihi Abduh’dan yanadır. Şöyle ki:

“Ne dersin Âsım, bu kıssadan kendimize bir hisse çıkarsak mı? Ne demek istendiğini anlıyorsun, ama daha açık, daha net olarak anlaşalım seninle: Evet, ben de inkılâb istiyorum, istiyorum, ama Muhammed Abduh’un önerdiği şekilde… Yoksa başka ellerde kör alet olup ortaya dökülen efeler gibi; Bâbıâlî’leri basmak, insanları asmakla değil… Âsım, evlâdım, artık bu işten bütün arkadaşlarını da çek, kendin de çekil…”

Cemaleddin-i Efganî’ye gelince, biyografisini incelediğimizde, onun çok ilginç ve bilge bir kişilik olduğunu görürüz. “Seyyid” olması bir ayrıcalıktır. Modernist fikirlerinin yanı sıra selefi bağlamda son derece tutarlı fikirleri vardır. Yaşadığı dönemde Hindistan, İran, Mısır, Sudan, Afganistan ve Türkiye gibi pek çok İslâm ülkesinin yanı sıra İngiltere gibi batılı ülkelerde de maruf olan yetkin bir kişiliğe ve bilgeliğe sahiptir. Son olarak Osmanlı payitahtı olan İstanbul’a Sultan Abdülhamid tarafından davet edilmiş ve bu davete uyarak İstanbul’a gelen Efganî, dört sene İstanbul’da yaşamış ve bu şehirde vefat etmiştir.

Onun İstanbul’a geliş hikâyesinde kayda değer olan şu ilginç hadiseyi aktarmakta yarar var:

“Sultan Abdülhamid’in daveti üzerine Afganî ikamet ettiği şehir olan Londra’dan ayrılarak 1892 yılının sonlarında İstanbul’a gelir. İstanbul’a ulaştığında Saray tarafından kendisini karşılamak üzere gönderilen saltanat yaveri onu beklemektedir. Yaver “Seyyid hazretleri, bagajlarınız nerede?” diye sorar. O da yanımda elbise ve kitap sandıklarından başka bagajım yoktur” diye cevap verir. Yaver “Güzel, öyleyse yerlerini gösteriniz” deyince, Afganî, eliyle göğsünü işaret ederek, kitap sandıkları burada,  cüppesini işaret ederek, elbise sandıkları da budur” diye karşılık verir.”

Efganî’nin konuyla ilgili olarak şu ifadeleri de ilginç ve düşündürücüdür: “İlk kez sürgün edildiğimde yanımda ikinci bir cüppe ve pantolon taşırdım. Fakat sürgünler birbirini takip etmeye başlayınca, ikinci cüppeyi yük olarak görmeye başladım. Artık üzerimdekini, eskiyinceye kadar giyiyor, sonra bir başkasıyla değiştiriyordum…”
Efganî ilginç bir kişilik, aynı zaman da çok tartışmalı fikirleri olan bir şahsiyet. Önümüzdeki günlerde Rabbimiz izin verirse onun biyografisinden ve fikirlerinden bazı kesitler sunmaya çalışacağım…
Salı, 14 Ekim 2008 19:03 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Prof.Dr Süleyman Ateş ten Zırvalar !

  Evrimcis.ate.jpg Prof. Süleyman Ateş’ten Korkunç Sapkınlıklar!

“İnsanın maymundan değil, maymunun insandan türediği de düşünülebilir.»

(İ. Fak. Dergisi C. 20, S. 131)

«İnsanın şu veya bu hayvandan tekâmül etmiş olması onun değerini düşürmez. Çünkü Allah kâinatı tekâmül kanununa göre yaratmıştır.»

«Belki de insan, bugünkü hayvanların hiç birinden değil de doğrudan doğruya çamurdan yaratılan ilkel bir varlıktan evrimleşerek ortaya çıkmıştır. Muhakkak olan nokta insanın bir evrim geçirdiğidir.» (Kur'ân-ı Kerîme Göre Evrim Teorisi İ. F. Dergisi C. 20 S. 131}

İşte Âdem'e secde eden melekler, irade yeteneğini, akıl gücünü insana boyun eğen tabiat kuvvetleridir. İnsan akıl gücünü kazanınca tabiat kuvvetlerini emri altına almış, onlardan yararlanmasını, onların korkunç etkilerini önlemesini bildirmiştir.

”(İlahiyat Fakültesi Dergisi C. 20, S. 143-144)

Prof. Süleyman Ateş, Banka Faizine Faiz değil diyor! Uygarsal fetvası aynen şöyledir:

“Kur’anda haram olan ribadır yani tefeciliktir. İhtiyaç sahibi bir fakire verdiğin paradan, değerinden fazla almak haram faizdir. Bankalar fakir değil, kâr kuruluşlarıdır. Devlet ise asıl servetin sahibidir. Devlete para yatırmakla yapacağı yatırımlara yardım etmiş olursun. Devlet o paralarla yol yapar, köprü yapar, iş yapar, para kazanır. Buna karşılık bu yatırıma katkısı olanlara bir miktar kâr verir. İşte hazine bonosu budur. Bunun haram olduğu kanısında değilim.”

Perşembe, 18 Eylül 2008 19:39 tarihinde güncellendi

Sayfa 8 - 11

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.