.

.

Sapmış Fırkalara

E-posta Yazdır PDF

DOÇENTLER DE SAPTIRMAYA BAŞLAMIŞ

 

Doçent Servet Bayındır zavallısının fahiş bir yorumu.

Bu gibileri dünyevi gayelerle akıllarının hegomonyasından kurtulamadıklarından ayet ve hadisi şerifleri de kendi akli anlayışlarına göre yorumlayarak büyük hataya düşüyorlar. Tabi doçent olan bir çok kişi ilerisindeki profluğu kaçırmamak için bir çok şeyi göz ardı ediyor maalesef.
Bizi ilgilendiren husus, verdiği yanlış mananın doğrusunu, yine istikamet üzere olan ulemanın sözünü naklederek işi ortaya çıkartmaktır.

Doçent bey şöyle mana vermiş:

“Allah gereği gibi çalışanı hikmete ulaştırır. Kim hikmete ulaştırılırsa, çokça hayra ulaştırılmış olur. Bu zikri (bilgiyi) sadece sağlam duruşlu olanlar elde ederler.” (Bakara 2/269)

Ayetteki = men yeşâ’ya “kurallara uygun davranan” anlamını verdik. Çünkü  ﺷﺎء   “şeyi yaptı” demektir. Her eylem ve her varlık şey kelimesinin kapsamına girer ve her şey bir kanun ve kurala göre oluşur.

Şimdi Durul Mensur Tefsiri sahibi Celaleddin Suyuti r.a. meseleyi nasıl açıklamış rivayetleri ile birlikte görelim:



الدر المنثور - (2 / 66)

أخرج ابن جرير وابن المنذر وابن أبي حاتم والنحاس في ناسخه عن ابن عباس في قوله يؤتي

الحكمة من يشاء قال : المعرفة بالقرآن ناسخه ومنسوخه ومحكمه ومتشابهه ومقدمه ومؤخره

وحلاله وحرامه وأمثاله



Dürül Mensur 2/66 İbni Cerir, ibni Munzir, ibni Ebi Hatim ve Nuhas Nasih isimli eserinde İbni Abbas r.anhumadan tahriç ederek “Hikmeti dilediğine verir” ayeti hakkında şöyle dedi:

Kur’anı bilmek, (yani:) nasihini mensuhunu muhkem ve müteşabihini, mukaddem ve muahharını, helal ve haramını, darbı meselleri bilmektir.



وأخرج ابن مردويه من طريق جويبر عن الضحاك عن ابن عباس " مرفوعا يؤت الحكمة قال

: القرآن يعني تفسيره

قال ابن عباس : فإنه قد قرأه البر والفاجر "



İbni Merdeveyh, Cuveybir tarıkından Dahhak’ten, o da İbni Abbas’tan -r.anhuma- merfu’ olarak -hikmeti verir- ayeti hakkında tahriç ederek şöyle dedi:

Kuranı, yani tefsirini. İbni Abbas derki: Zira onu iyi olan da kötü olan da okur. (Yani: Herkes manasına tefsirine vakıf olamaz, özellikle proflar gibileri.)


وأخرج ابن الضريس عن ابن عباس يؤت الحكمة قال : القرآن

İbni Zaris, ibni Abbas’tan r.anhuma, -hikmeti verir-  hakkında şöyle dedi: Kur’an


وأخرج ابن المنذر عن ابن عباس يؤتي الحكمة من يشاء قال : النبوة

İbni Münzir, ibni Abbas’tan şöyle tahriç etti: Nübüvvet.

وأخرج عبد بن حميد وابن جرير عن مجاهد يؤتي الحكمة من يشاء قال :ليست بالنبوة ولكنه


القرآن والعلم والفقه

Mücahid: Nübüvvet değildir, lakin bu Kur’an, ilim ve fıkıhtır.


وأخرج ابن جرير وابن المنذر عن ابن عباس يؤت الحكمة قال : الفقه في القرآن


İbni Abbas r.anhuma: Kur’andaki fıkıh (ince anlayış) tır.


وأخرج ابن أبي حاتم عن أبي الدرداء يؤت الحكمة قال : قراءة القرآن والفكرة فيه


Ebu Derda’dan : Kur’an kıraatı ve onun hakkında tefekkür.


وأخرج ابن جرير عن أبي العالية يؤت الحكمة قال : الكتاب والفهم به

Ebu A’liyye’den: Kitab ve onunla fehim (iyi anlayış, idrak)

وأخرج عبد بن حميد وابن جرير عن مجاهد يؤتي الحكمة قال : الكتاب يؤتي إصابته من يشاء

Mücahid’den r.a: Kitabı, isabetini (manalarına hak üzere ulaşmayı) dilediğine verir.

وأخرج ابن جرير عن إبراهيم يؤتي الحكمة قال : الفهم

Cerir, İbrahimden: Fehim – iyi anlayış, idrak

وأخرج عبد بن حميد عن مجاهد يؤتي الحكمة قال : الإصابة في القول

Mücahid’den r.a. : Sözde isabet.

وأخرج عبد بن حميد عن قتادة يؤت الحكمة قال : الفقه في القرآن

وأخرج عبد بن حميد عن الضحاك يؤتي الحكمة قال : القرآن

وأخرج ابن أبي حاتم عن أبي العالية يؤت الحكمة قال :


الخشية لأن خشية الله رأس كل حكمة

وقرأ إنما يخشى الله من عباده العلماء فاطر الآية 28

İbni Ebi Hatim, ebi A’liyye’den şöyle tahriç etti: Haşyet üzere (huşu üzere saygılı korku hali) olmaktır. Zira Allah’tan haşyet, her hikmetin başıdır.

Peşinden şu ayeti okudu:

“Ancak Allah’tan, alim kullar korkar.”

Şimdi iyi düşünelim, evvelki ashab ve selefi salihin büyüklerden hiç birisi sivri akıllı doçentin dediği -“kurallara uygun davranan” gibi bir mana vermemiş, aksine bildiğimiz şekilde –şâe - fiiline diledi manasını vermişler. Üstelik bu dileme işi, her kurala uyana da şamil değildir, nitekim ibni Abbas r.anhumanın dediği gibi -Kur’anı herkes okur, iyiler de facirler de okur.-

O halde onlara da hikmetin verilmesi kazım gelirdi ki, asla böyle bir şey söz konusu değildir.

Ayrıca Kur’anın kimlere hidayet rehberi ve nur olduğu ilk başlarda Bakara suresinin ayetlerinde “Takva sahibleri için hidayettir” buyrularak herkes için hidayet rehberi olmadığı, ancak takva sahiblerinin, yani iman ve ibadette son dereceye ulaşan kaliteli zatların gerçek hidayeti elde edecekleri de beyan edilmiştir.

Bu kalın kafalı adamlar güya kendilerinin de hikmetli marifetli ilimli olduklarını, müctehid seviyesinde olduklarını, eskilerin yanlışlarını bulduklarını iddia etmeye başladılar. Bu kıyamet alametidir, böylelerinin zuhuru bildirilmişti. Bu dönemde ilimden hak ve hakikatten yanında bilgi olanların işin doğrusunu açıklamalar lazımdır, yoksa ALlahın, meleklerin ve insanların laneti onları da kaplar…

Perşembe, 28 Nisan 2011 17:29 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

N. YILDIZ'DA TEYMİYYE Yİ TANIMAMIŞ...

Son günlerde yine ibni Teymiyye tartışmaları başladı.

N. Yıldız, onun müçtehid olduğunu ve İmamı Züfer, Ahmed B. Hanbel ve diğer müçtehidler gibi olduğunu söyledi. Şeyhul islam vasfıyla hayatında anılan sadece onun olduğunu ifade etti. Hatalarının içtihad hatası olduğunu, yani yine makbul olacağını ima etti.

Biz bu meseleye daha evvel sitemizde - alikarahoca.net - yervermiş ve reddiyeleri yayınlamıştık. Adresleri aşağıdadır, kısa bir bölümünü aktaralım ve nekadar feci bir çöküşe sebeb olduğunu ve birileri tarafından istismar edilerek ümmetin itikad ve amelinin yok edilmesi istendiğini, bu işe farkında olmadan bazılarının nasıl alet olduğunu hatırlatalım.....

http://www.alikarahoca.net/mezhepsizlere/1392-ibn-i-teymiyyenin-yanlislari.html

http://www.alikarahoca.net/mezhepsizlere/1396-ibn-i-teymiyyenin-yanlislari-2.html

.......................................

İbn-i Teymiyye'nin İtikadi Görüşleri - İhsan ŞENOCAK // İnkişaf Dergisi


<<<İbni Teymiyyedeki Teşbihin Tanıkları


İbn Teymiyye’nin, tecsim akidesini zaman zaman konuşmalarına taşıdığı, minber ve kürsülerde savunduğu bilinmektedir. Çağının tanıklarından İbn Battuta, Ebu Hayyan ve İbn Cehbel’in şahadetleri bu noktada önem arz etmektedir.



İbn Battuta’nın seyahat ettiği ülkelerdeki gözlem ve hatıralarını anlattığı “Tuhfetu’n-nuzzar fî ğaraibi’l-emsar” adlı eseri, İbn Teymiyye ve Onun tecsim akidesi ile alakalı ilginç bilgiler vermektedir:



Dımaşk şehrinde çeşitli konularda konuşan fakat aklından zoru olduğu anlaşılan Hanbeli fakihlerinin ileri gelenlerinden Takıyyuddin İbn Teymiyye adında biri vardı. Halka vaaz verir, insanlarda Ona karşı ileri derecede saygı gösterirlerdi.



İbn Teymiyye, yaptığı bir konuşmadan dolayı fakihlerin tepkisini çekmişti. el-Meliku’n-Nasır’ın huzuruna çıkarılıp, kadılar tarafından sorgulandı ve hapse atıldı. Yıllarca hapiste kaldı. Bu müddet içerisinde 40 ciltten oluşan ve adını “el-Bahru’l-muhit” koyduğu bir tefsir kaleme aldı. Annesinin ricası üzerine sultan Onu serbest bıraktı.



İbn Teymiyye, Dımaşk de bulunduğum sırada –önceden- tutuklanmasına sebep olan ifadeleri tekrar etti: Cuma günü cemaat olarak hazır bulunduğum camide, insanlara vaaz ve nasihatta bulunurken minberin merdiveninden bir basamak aşağıya inerek “muhakkak ki Allah Teala benim buradan indiğim gibi dünya semasına inmektedir.” şeklinde bir cümle sarfetti. Maliki fakihi İbn Zehra söylediklerine karşı çıktı. Cemaatte ayağa kalkıp sarığı başından düşünceye kadar ona dayak attı. Neticede bir daha tutuklandı ve hapsedildiği kalede ölünceye kadar tutuklu kaldı.

İbn Teymiyye’yi ta’dil eden biyografi yazarlarının reddettiği bu ifadeyi, farklı vurgularla müfessir Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît” ve “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirlerinde nakletmektedir. Ebu Hayyan bir çok yerde Onun tecsimi çağrıştıran ifadelerini tenkit etmektedir. Ne var ki elimizdeki matbu nüshalarda bu tenkitlerin bir çoğundan tek bir harf bulmak mümkün değildir. Çünkü baskı sürecinde her iki eserden de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşleri çıkartılmıştır.

İbn Teymiyye’nin açıkça Allah Tealaya cisim isnat ettiğini söyleyen Zahid Kevseri bu noktada şunları söylemektedir: “Ebu Hayyan, ‘O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır.’ ayetini tefsir ederken muasırı olan İbn Teymiyye’nin “Kitabu’l-Arş” adlı -kendi el yazısıyla kaleme aldığı- eserinde şu ifadeleri okuduğunu nakletmektedir: ‘Allah Teala kürsüde oturmaktadır. Yanı başında boşalttığı yerde ise Onunla birlikte Hz. Peygamber oturmaktadır.” Elyazması nüshalarda var olan bu ifadeler kitabın musahhihi tarafından matbu nüshalara alınmamıştır. Musahhih, Kevseri’ye, din düşmanlarının hadiseden nemalanmamaları için böyle bir tercihte bulunduğunu söylemiştir.



Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît”in muhtasarı olan “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirinde de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini tenkit etmektedir. Kitabı tahkik eden Bûran ed-Dannavî ve Hidyan ed-Dannâvî İbn Teymiyye’ye isnat edilen tecsimle alakalı bölümü tefsirden çıkartmışlardır.



İmam es-Sübki (v. 756) “es-Seyfu’s-sakîl fî’r-reddi alâ İbn-i zefîl” adlı eserinde, Ebû Hayyan’ın belli bir dönem kendisinden övgüyle bahsettiği İbn Teymiyye’yi “Kitabu’l-Arş” adlı eserini okuduktan sonra ölünceye kadar lanetlediğini yazmaktadır.



Şafii ulemasından Şihabuddin İbn Cehbel de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini reddeden bir risale kaleme almıştır.[50] İbn Cehbel eserinin sonunda “İbn Teymiyye’nin sapıklık ve inadının derecelerini açıklamak için tahrif ve fesadından kaynaklanan açıklamalarını bekliyoruz.”[51] demesine rağmen İbn Teymiyye Onun bu meydan okumasına cevap ver(e)memiştir.

Sonuç

İslam düşünce tarihinde hakkında en çok söz söylenen isimlerden birisi olan Harranlı İbn Teymiyye, Eşariler başta olmak üzere Ehl-i Sünnet hassasiyetine sahip kelamcılara sert eleştireler de bulunmuş, ulemanın hazır bulunduğu muhakemelerde sorgulanıp teşbih akidesinden ve icmaya aykırı fetvalarından dolayı defaatle cezalandırılmıştır.



Müteşabihatı tefsir ederken ayetlere zahiri anlamlarını veren, semada yerleşme, bir yere oturma, hareket etme gibi insanlara ait fiilleri Allah Teala’ya isnat eden İbn Teymiyye, Sünnet ve Cemaat Akidesini benimseyen alimler tarafından tenkit edilmiş, görüşleri hakkında çok sayıda reddiye kaleme alınmıştır.



Geçmişte Takıyyudin es-Subki, İbn Cehbel, İbn Hacer el-Heytemi, İmam Şa’rani, yakın dönemde Zahid Kevseri, Yusuf en-Nebhani, günümüzde ise Muhammed Ebu Zehre ve Said Ramazan el-Buti gibi muhakkik alimler tarafından tenkit edilen İbn Teymiyye, uzun bir aradan sonra Muhammed b. Abdulvahhab’ın faliyetleri ile tekrar ön plana çıkmış, günümüzde ise selefiyye adı altında İslam coğrafyasında etkin bir konuma gelmiştir.

Muhakkak ki her şeyin en doğrusunu bilen Allah Teala’dır.

 

Cuma, 04 Mart 2011 14:01 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KARAMAN İYİCE AZITTI...ECELİ GELEN.....

Aşağıdaki yazısı, daha bir çok zırvasından alınmış bir kısmıdır. Yazısında bir çok saptırmalar iftiralar ve Ashabın bir kısmını zalim azgın v.s. dünya makam hırsı olanlar diye göstermiş... Sözlerini kendisine aynen iade ediyoruz....

<<

Evet ben böyle dedim ve diyorum.

Peygamberimiz (s.a.) "Sövmeyin" diyor, ben de sövmüyorum, Peygamberimiz "onları seven benim sebebimle (beni sevdikleri için severler, onlardan nefret edenler de benden nefret ettikleri için böyle yaparlar" buyuruyor. Ben bu hadise de dayanarak "Peygambermiz'in göz bebeklerini inciten adamı ve adamları sevmiyorum; çünkü hadis Peygamberimize olan sevgiyi öne alıyor ve ashabın da bu sebeple sevilmesini istiyor. Bir kişi Peygamberimizin üzerlerine titrediği aile fertlerini üzer, onlara hakaret eder, tehdit eder, sonunda meşru halifeye isyan eder ve kılıç çekerse "yine de onu sevin" demiyor, hadis bu manaya gelmiyor. >>>

Onları seven, beni sevdiği için onları sever hadisinin manasını nasıl saptırmış..... -Onlar - tabirine kimler girer? Hazreti Ali ehli beyt ve taraftarları olan tüm ashab ve karşısında olan Hazreti Aişe, Talha, Zübeyr, Muaviye, Ebu Hureyre r.anhum ecmain hazaratının hepsi girer.... Bunları birbirinden nasıl ayırırsın.....

Ashabın sevgisini, Yezid'le birleştiren kimmiş, kendisimi yoksa ehli sünnet mi?? Yezid'in bedbaht olduğu, çok büyük bir cürüm işlediği hatta bunu firenk kafirlerinin bile yapmadığını kitablarımız beyan eder.. Sayın prof acaba neyi neyle karıştırıyor. Sevilmesi gereken zatlarla, sonradan gelen ve haksızlık yapan çocuklarını bir tutarak kimi kandıracak??

Bunların ağzındaki bakla yavaş yavaş açığa çıkıyor, bakalım daha neler kusacaklar....

Cevblarımız şu linkte  .

http://www.vimeo.com/19229680

Pazar, 30 Ocak 2011 14:53 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KABİR EHLİ SELAMI ALIR

 

KABİRDE OLANIN SELAMI ALMASI

 

وفي الحديث 

"ما من عبد يمر بقبر رجل كان يعرفه في الدنيا فيسلم عليه إلا عرفه ورد عليه 

السلام"  

 

(الفتح الكبير في ضم الزيادة إلى الجامع الصغير - (3 / 110) 10894 )

( خط وابن عساكر ) عن أبي هريرة كنز العمال في سنن الأقوال والأفعال - (15 / 646) 42556

الجامع الصغير من حديث البشير النذير - (2 / 284) 8062 )

 

 

Hadisi şerifte şöyle geldi:

“Kişi dünyada tanıdığı birinin kabri yanına uğrar da ona selam verirse, mutlaka kabirde olan da onu tanır ve selamını alır.”

(Fethul Kebir/Camiussağir üzerine: no: 10894—Kenzul Ummal Ebu Hureyre’een rça rivayet etti:No: 42556 -- Camiussağir: No: 8062)

 

Bunun tevilinde bazıları, hal itibarıyla selamını alır demişlerdir. Bu durumu ifade eden başka rivayetlerde, kabirde yatanların amellerinin kesilmesinden dolayı hasret çektiği beyan edilmiştir.

Hadisi şerifin zahirine göre dil ile selamın alındığını söylemek nassa zıt olmaz, zira başka rivayetlerde bizzat Efendimizin s.a.v kabri yanına gelip selam verenlerin selamını bizzat aldığı bildirilmiştir.

O halde, ölüm olayının, ruhun bedenden ayrılması olduğunu bildiğimize göre, kabirde yatan cesed ile semadaki makamında olan ruh arasında keyfiyetini bilemediğimiz bir alaka olduğu kesindir. Eğer kabirdeki zat Allah katında hatırlı olanlardan (Peygamber, sıdık, şehid ve salihlerden) biri ise, onun kabrine varıp selam vermek Allahu tealaya dua etmek, dileklerin istakların kabulü için kabirde yatanı (amin diyerek) duasına vesile ve ortak etmek nerden şirk olacak???? Vehhabi selefi şaşkınlara Allah hidayet versin, manevi nasib versin de husrana uğramasınlar…..

 

 

Cuma, 15 Ekim 2010 10:49 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

BİD AT EHLİ NE OLACAK....

 

 

BİD'AT EHLİNİN FECİ HALİ


رواه ابن ماجه أيضا عن حذيفة مرفوعا " لا يقبل الله لصاحب بدعة صلاة ولا صدقة


ولا حجا ولا عمرة ولا جهادا ولا صرفا ولا عدلا ، يخرج من الدين


كما تخرج الشعرة من العجين ".

Yukarda zikrettiğimiz hadisi şerifte Resulullah s.a.v şöyle buyurmuştur:

“Allahu Teala, bid’at sahibinin namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, tasarrufunu, adaletini kabul etmez. Kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkar.” (İbni Ma’ce, Huzayfe’den r.a merfu’ olarak rivayet etmiştir.)

وعن أنس بن مالك رضي الله عنه قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم :

 


إن الله حجب التوبة عن كل صاحب بدعة حتى يدع بدعته

 


رواه الطبراني وإسناده حسن

Enes ibni Malik r.a şöyle dedi:

Resulullah s.a.v buyurdu:

“Muhakkak Allahu Teala, her bir bid’at sahibinden, bid’atını terk etmedik-çe tevbeyi perdelemiştir.” (Taberani sahih isnadla)

Şimdi iyi düşünmek lazım, kendi akli yorumlarıyla din adına ortaya çıkan reformcu vehhabi selefi harici teymiyyeci Afganici v.s. bozuk anklayışlı selefi şii harici kalıntıları, güya cihad tevhid ihlas diyerek Müslümanların içine sızmakta, kendilerini adalet ehli mücahidler olarak göstermektedirler..

Bunların itikadları sünnetten ayrı olduğundan amelleri de bir işe yaramaz…. İşte ehli sünnetin kıymetini anlayalım, bu yolu iyi öğrenelim, iyi savunalım…..

 

Pazar, 25 Temmuz 2010 14:53 tarihinde güncellendi

Sayfa 2 - 11

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.