«el-Mültekat» ile diğer kitaplarda beyan edildiğine göre İmam Muhammed:
«Bir kimsenin şiir ve nahiv ile şöhret bulması lâyık değildir; çünkü şiirin
sonu dilenmeye, nahvin sonu da çocuk okutmaya varır. Hesapla şöhret bulması da
gerekmez; zira sonu yer ölçümüne varır. Tefsir ile şöhret bulması da öyledir.
Çünkü sonu vâizlik ve hikâyeciliğe varır. Bilâkis kişinin ilmi, helâl ve harama
ve bilinmesi zarurî olan ahkâma dâir olmalıdır», demiştir.
Pazar, 22 Şubat 2009 05:08 tarihinde güncellendi
Cumartesi, 21 Şubat 2009 05:30
Ali Kara
İMAMI AZAMI ANLAMAK....
MEKTUBAT-I RABBANİDEN
İMAMI AZAM (R.A.) VE MEZHEBİ
İsa (a.s.)' ın durumu,
İmamı A’zam El Küfî'nin durumu gibidir. Zira o (İmamı A’zam) takva, vera ve
sünneti seniyyeye ittibası sayesinde, ictihad ve istinbatta o dereceye ulaştı
ki, sonra gelenler onu anlamaktan acizdirler. Onun içtihadlarını, derin
manalara dikkat ettiği için Kitab ve Sünnete muhalif zannettiler. Onu ve
adamlarını (talebeleri, mezhebindeki müçtehidleri) görüşashabı (kendi görüşün benimseyenler) zannederler. Bunlar
İmamı A'zam'ın ilminin ve dirayetinin hakikatından haberdar olamadıkları için
böyle söylediler.
Yalnızca İmam Şafiî
(r.a.), imamı A'zamın fıkıhtaki inceliğinden bir nebze anlamıştır. Çünkü şöyle
buyurdu: “İnsanların hepsi fıkıhta, imamın îyali (Aile efradı) dir.” Yazıklar
olsun kısa görüşlülere ki; kendi görüşlerinin noksanlığını, başkasına nisbet
etmek cür'etini gösterirler.
-Fusûlu Sitte-
kitabında Muhammed Parisa (k.s.) şöyle demiştir; -İsa (a.s.) indikten sonra
İmamı A'zam'ın mezhebiyle amel edecek- İsa (a.s.) ile İmamı A'zam arasındaki
münasebetten dolayı bu sözü (söylemiş olması) mümkündür. Yaniİsa (a.s.) nın ictihadı, İmamı A'zam’ın ictihadına
uygun olacak; Yoksa İsa (a.s.), İmamı A’zam’ın mezhebini taklit edecek, demek değildir.
Zira İsa’nın (a.s.) şanı, ümmetten bir müctehidi taklit etmekten yücedir.
Taassubsuz ve
tekellüfsüz deriz ki, İmamı A'zamın Mezhebi, keşifte büyük bir deniz gibi
görülmektedir. Diğer mezhepler havuz ve kanallar gibi görülüyor.
Zahire bakılırsa en
büyük topluluk, Ebu Hanife’ye (r.a.) tabi olmuştur. Bu mezhep, tabi olanlarının
çokluğu ile birlikte diğer mezheplerden farklı asıllar ve kurallarla farklıdır.
Onun kendine has ictihad ve hüküm çıkarma üslubu vardır.
Şaşılacak iş, İmamı
A'zam diğerlerini, sünneti taklid hu-susunda geçmiştir. Mürsel hadisleri
(Tabiinin, sahabe söyle-meden doğrudan Peygamber'e -sallallahu aleyhi ve
sellem- dayandırdıkları hadis), Müsned hadis (ilk raviden sonuna kadar ekli
olarak rivayet edilen hadis) gibi, tabi olunmaya layık görür, bunları kendi
görüşündenönde kabul eder. Ashabın
sözlerini de kendi görüşündenönceye alır. (Çünkü onlar Hayrul Beşerin -sallallahu
aleyhi ve sellem- sohbetine ulaştılar. Sonra gelenler böyle değildir.)
Bunlarla beraber
muhalifler, İmamı A'zam'ı, kendi görüşü-ne uyan kişilerden zannederler ve ona
edepsizlik ifade eden söz leri nisbet ederler; hem de İmamı A'zam'ın ilminin
kemalini, vera ve takvasının bolluğunu kabul ederler. Allahu teâlâ bunları,
dinin büyüğü, ehli îslamın sevadı azamının (en büyük topluluğunun) reisine,
eziyet vermemekle rızıklandırsın.
Bu büyük müctehidlere
"görüşsahipleridirler" (kendi
görüşüne tabi olanlar) diyenler, eğer bunların (müctehidlerin) kendi
görüşlerine göre hükmettiklerine, kitap ve sünnete tabi olmadıklarına
inanıyorlarsa, o zaman ehli İslamın en büyük topluluğu, bunların yanlışinançlarına göre sapıklar, bidatçılar, ehli islamdan
hariç olanlar olur. Bu kötü şekilde inanç ancak cahilliğinden haberi
olmayan, veya zındık olan, dini iptal etmek isteyen kişiden
meydana gelir. Nâkıs kişinin cehaleti ne kadar
büyük ki, bir kaç hadis toplamışveşeriatın hükümlerini onlara ait bırakmışve bilgisinin dışında kalanları inkar edip yok saymıştır.
Bunlara binlerce yazık olsun,
bozuk fikirlerine, soğuk taassublarına yazık olsun. Zira fıkhın banisi, Ebu
Hanifedir.
Muhakkık alimler onun için
fıkhın dörtte üçünü teslim ettiler, geri kalan dörtte bir kısmında da ortak
olduğunu söylemişler. O fıkıhta ev sahibidir. Diğerleri ise onun aile fertleri
gibidir. (Çoluk çocuğu gibi).
Bu mezhebi seçmemle beraber
bende İmam Şafî’'ye karşızati
bir muhabbet vardır. O’nu büyük kabul
ederim. Bundan dolayı bazı nafilelerde onun mezhebini taklid ederim. Fakat ne
yapayım diğerlerini İmam Ebu Hanife (r.a.)'nin yanında, (ilminin ve takvasının
bolluğuna göre) çocuklar gibi görüyorum, işyüce Allah'a havale edilmiştir. (Mektubat)
Cuma, 20 Şubat 2009 13:58
Ali Kara
EMRİ Bİ-L MARUF USULÜ.....
EMRİ BİL MA’RUF
TA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR….
Bilindiği gibi Emri
bil ma’ruf nehyi anil münker, müslüman din kardeşine yapılan nasihat ve
hatalardan men etme vazifesidir.
Emri bil ma’ruf
nehyi anil münker yapanda üç haslet olmalı:
1-Emrettiği ve yasakladığı şeyde yumuşak olmalı.
2-Emrettiği ve yasakladığı şeyde adil olmalı.
3-Emrettiği ve yasakladığı şeyi bilmeli.
İnsanlar,
emri bil ma’rufta sert olmaksızın mudaraya ve rıfka muhtaçtırlar, ancak
fasıklık ve düşük işlerde bilinen kişi hariç, ona karşı sert olunur.
İdare
etmek varken, kavga etmek abestir, denilmiştir. Hatanın ikazı ve örtbs edilmesi
uygun ise, örtülmeye çalışılır. Eğer hata cemiyyete zarar verirse ve
tekrarlanırsa artık karşı taraf fasıklığı huy edinmiştir ve onun çıklanması,
diğer müslümanları korumak için gerekli olabilir.
İslam
devletlerinde hısbe teşkilatı vardı. Bu, zabıta ve kolluk kuvvetleri gibi olup,
bilgili adil kimselerden seçilen emri bil ma’ruf ve nehyi anil münker
görevlileriydi. Yaptırım güçleri vardı. Cemiyyeti salah üzere teftiş ederler
yanlışları ikaz ederek düzeltirlerdi. İslam zafiyet geçirip masıyetler
çoğalınca artık görevliler de engel olamaz hale geldi.
İnsanların
eğitilmesi, terbiye ve edeb kurallarına riayet etmesi, kul hakkından sakınması
gibi ana hususlar yerleştikten sonra, artık onları idare etmek kolaylaşır.
Eğitilmeyen insan serseri mayın gibi olup her an kendini ve etrafındakileri
helak edebilir. Onun engellenmesinde polisiye tedbirler de bir işe yaramaz.
Asıl polis, onun kalbinde olmalıdır.
Anna
babanın islami terbiyeden mahrum olduğu bir ortamda, marifetli nesillerin
yetiştirlmesi çok zordur. İmamı Gazali r.a. derki: Anne baba çocuğun gerekli
edeb ve terbiyesini vermeli. Çocuk hocaya gelince, hoca sedece dersi ile meşgul
olmalı. Eğer hoca onun terbiyesi ile meşgul olursa, o zaman eğitim imkansız
olur.
Salı, 03 Şubat 2009 04:13
Ali Kara
Hela adabı ne oldu???
Ayakta ihtiyaç gidermeyin! Balıkesir'de, bir caminin tuvaletinde pisuarların üzerine ayakta ihitiyaç gidermeyle ilgili yazılan yazılar tartışma konusu oldu.
İHA - Tartışmayla ilgili İl Müftüsü Necdet Çetin, İslam Dini'nde ayakta ihtiyaç gidermenin uygun bulunmadığını, bunun aynı zamanda sağlık açısından da zararlı olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını bildirdi.
Balıkesir'in Hacıilbey Mahallesi'ndeki, halk arasında, "Martlı Cami" olarak bilinen Hacı Ömer Camii'nin tuvaletinde bulunan pisuarlar, 1 yıl önce kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce kırıldı. İki tane olan pisuarların her birinin üzerine de, "Ayakta işemek harama yakın mekruhtur" ve "Ayakta işemek kabir azabına sebeptir" yazıları yazıldı.
Bunu fark eden Hacıilbey Mahallesi Muhtarı Mustafa Deniz, doğru anlam taşısa dahi yapılanın hoş olmadığını, caminin kırılan pisuarlarını söküp yerine yenisini taktıklarını, yazıları da boya ile sildiklerini fakat kaybolmadığını anlattı. Tam bir yıl önce gerçekleşen olayın bugün birileri tarafından alınıp polemik haline getirilmesinin de yanlış olduğunu söyleyen muhtar Deniz, camiye güvenlik kamerası sistemi kuracaklarını söyledi.
Konuyla ilgili görüşlerini açıklayan Balıkesir İl Müftüsü Necdet Çetin, İslam Dini'nde manevi temizlik kadar maddi temizliğin de büyük önem taşıdığını kaydetti. Tuvalet ihtiyaçlarının mutlaka oturarak giderilmesi gerektiğini vurgulayan İl Müftüsü Çetin, İslam Dini alimlerince konunun böyle öngörüldüğünü belirtti. Necdet Çetin, camilerdeki tuvaletlerde pisuar bulunmasına da karşı olmadığını ancak bunların yıkıp, kırıp, zarar vererek bu şekilde dikte etmek isteyenlerin İslamiyet'i iyi bilmediğini gösterdiğini ifade etti. Çetin, müftü olarak kendisinin de hiç kimseye ayakta ihtiyaç gidermeyi tavsiye etmediğini söyledi, ayakta ihtiyaç giderilmesinin sağlık açısından da zararlı olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını kaydetti.
Kaynak:Marmara Haber
Salı, 03 Şubat 2009 16:09 tarihinde güncellendi
Pazartesi, 26 Ocak 2009 13:38
Ali Kara
Sağ Eli ve ayağı Kullanmak...
Peygamber
Efendimiz (s.a.v) yemek ve içmek için sağ elini kullandığı gibi; (1) sağ
el ile almayı, sağ el ile tutmayı, ayakkabı ve elbise giymeye ve abdest
almaya sağ taraftan başlamayı tavsiye buyurmuştur (2) Şu halde yemek ve
içmekte sağ eli kullanmak, diğer bütün işlere ise sağdan başlamak
sünnettir Sol el ile yemek ve içmenin tek zarûreti, sağ elin
olmamasıdır Sağ el var oldukça, sol eli yemek ve içmek için kullanmak
mekruhtur. Sol el, yardımcı olur, ağza verilen şeyler sağ elle verilir. Sağdan başlamak ile sağ eli kullanmayı birbirinden ayırt etmemizde
fayda vardır Bir çok işte sağdan başlamak sünnettir; fakat işin
devamında sol eli veya sol ayağı kullanmak zarûret olduğundan mubah
bulunmaktadır Söz gelişi ayakkabı giymeye sağdan başlanır; ama hemen
ardından sol ayağa da ayakkabı giyilir Abdest almaya sağ taraftan
başlanır; ama hemen ardından sol taraf da yıkanır ve ihmal edilmez
"Devamlı kullanma" konusunda sadece yemek ve içmekte sağ el sünnettir
Diğer fiillerde (yazı da dahil) sağdan başlamak kaydıyla, iki elden
hangisi daha yetenekli ise, o el kullanılabilir Bu durumda;
A) Mekruh olan: 1-Tahâreti sağ el ile yapmak, 2-Diğer bütün işlerde soldan başlamak, 3-Yemek ve içmekte sol eli kullanmaktır
B) Sünnet olan ise: 1-Tahâreti sol el ile yapmak, 2-Diğer bütün işlerde sağdan başlamak, 3-Yemek ve içmekte sağ eli kullanmaktır (1)Câmiü's-Sağîr, 1/281; (2)age, 1/286, 1/469
Ayakların kullanımında da sağ ayaktan başlanır. Ancak girilen ve çıklan yere göre değişiklik olur. Mesela camiye eve meşru bir yere girilirken sağ ayakla girilir. camiden çıkılırken sol ayakla çıkılır. Evden çıkılırken, eğer camiye medreseye gideceksek sağ ayakla çıkılır, zira gidilen bu yerler evimizden daha hayırlıdır. Eğer sokağa pazara işimize gideceksek sol ayakla çıkılır, zira evimiz oralardan daha hayırlıdır.
Helaya girilirken sol ayakla girilir, çıkılırken sağ ayakla çıkılır. Bu sayılan edeblere riayet edilmezse kişi edebten yoksun kalır.
ayakta ve yürürken bir şey yemek ve içmek te mekruhtur. Ancak Zemzem suyu Kabe'ye karşı ayakta içilir.
Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir. Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.