.

.

Diğer Meseleler

E-posta Yazdır PDF

MİRAS TAKSİMİ NASIL OLUR?

FERAİZ HESABINDA GEÇERLİ OLAN KIRK MESELE

(Feraiz hakkında bizim için lazım olacak olan 40 meseledir.)

BABANIN 3 HALİ VARDIR:

1-Altıda bir alır. Ölünün bir veya birkaç oğlu veya oğlunun oğulları olsa, babası altıda bir hisse alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, babası 10 milyarı alır, kalanı ölünün oğluna kalır.

2- Farz hisse (altıda bir) ile birlikte asaba olur. (kalanı alır)

Ölünün bir veya daha fazla kızı veya oğlunun kızı ile babası kalsa, baba önce farz hissesi olan altıda biri alır. Kızlar malın yarısını alır, geri kalanı baba asaba olarak alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, baba evvela 10 milyarı alır, iki kızı için 30 milyar verilir, kalan 20 milyar yine babaya verilir.

3- Asaba olur ve kalanı alır. Ölünün oğlu veya oğlunun oğlu olmadığında baba diğer hisse sahiblerinden kalanın tamamını asaba olarak alır. Ölünün bir hanımı olsa, ona dörttebir verilir, geri kalanın tamamını babası alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, ölünün hanımı için 15 milyar verilir, kalan 45 milyar babaya verilir.

SAHİH DEDENİN 4 HALİ VARDIR.

1- Farz hissesi altıda bir. Ölünün babası olmayıp, sadece bir veya daha fazla oğlu ve oğlunun oğlu bulununca dedesi altıda bir alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, dedesine 10 milyar verilir, kalan 50 milyar oğullarına verilir.

2- Farz ile asaba olması. Bu, ölünün dedesi ile beraber kızı veya kızının kızı veya oğlunun kızı bulunduğu haldedir. Dede farz olarak altıda biri alınca, kızlar yarım hisseyi alırlar, geri kalanı tekrar dede asaba olarak alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, dedeye önce 10 milyar verilir, kızlara 30 milyar verilir, kalan 20 milyar dedeye verilir.

3- Sadece asaba olması. Ölünün babası, oğlu ve oğlunun oğlu olmadığında diğer hisse sahiplerinden kalan malın tamamını asaba olarak dede alır. Ölünün hanımı kalsa, ona dörttebir verilir, geri kalanı dede asaba olarak alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, ölünün hanımına 15 milyar verilir, geri kalan 45 milyar dedeye verilir.

4- Düşmesi hali. Ölünün babası varsa, dede miras alamaz.

EVLADI ÜMMÜN (Anne tarafından erkek ve kız kardeşlerin) 3 HALİ VARDIR

1- Altıda bir. Ölünün babası-dedeleri-oğlu-oğlun oğulları bulunmayınca ölünün anne tarafından bir olan tek erkek veya kız kardeşe malın altıda biri verilir.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, 10 milyarı anne tarafından olan kaerdeşi alır, geri kalan 50 milyarı anne-baba bir olan kardeş alır.

2- Üçte bir. Ölünün babası-dedeleri-oğlu-oğlun oğulları bulunmayınca ölünün anne tarafından bir olan birkaç erkek veya kız kardeşe malın üçtebiri verilir.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, anne tarafından olan kardeşe 20 milyar verilir, kalanı anne-baba bir olan kardeş alır.

3- Düşmesi hali. Ölünün babası veya oğlu veya oğlun oğlu bulununca, ölünün anne tarafında olan kardeşine mal verilmez.

ANNENİN 3 HALİ VARDIR.

1- Altıda bir. Ölünün annesi ile, ölünün oğlu veya kızı veya oğlun evladı veya daha aşağıya doğru torunları veya ölünün iki veya daha fazla erkek veya kız kardeşi bulununcadır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, 10 milyar annesine verilir, kalanı oğluna verilir.

2- Bütün malın üçte biri. Ölünün annesi ile, ölünün oğlu veya kızı veya oğlun evladı veya daha aşağıya doğru torunları veya ölünün iki veya daha fazla erkek veya kız kardeşi bulunmayıncadır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, 20 milyar anneye verilir, kalan mal mesela asabalardan var olan bir erkek kardeşe kalır.

3- Kalanın üçte biri. Ölünün annesi, ölünün babasıyla ve kocası veya hanımı ile birlikte oluncadır. Bu durumda koca veya hanım hissesini aldıktan sonra anne kalanın üçte birini alır, geri kalanı da babası alır. Burda baba yerine dede olsa, anne için bütün malın üçtebiri vardır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, ölünün karısına 15 milyar verilir, annesine kalan 45 milyarın üçtebiri olan 15 milyar verilir, kalan 30 milyarı da ölünün babası alır.

CEDDE-İ SAHİHA (NİNE) NIN 2 HALİ VARDIR.

1- Altıda bir. Ölünün annesi olmayıp bir ninesi varsa, malın altıda birini alır. Aynı seviyede birkaç nine olsa hepsine altıda bir eşit olarak verilir.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, nineye 10 milyar verilir, kalan mal asabalardan anne-baba bir kardeşe kalır.

2- Düşmesi hali. Ölünün annesi varsa, her bakımdan olan nineler sakıt olur, miras alamazlar.

SULBİYYENİN (Öz kızlar) 3 HALİ VARDIR.

1- Yarım. Ölünün oğlu olmayıp bir kızı olursa malın yarısını alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, bir kızına 30 milyar verilir, kocasına 15 milyar verilir, kalan 15 milyar asaba olan erkek kardeşine verilir.

2- Üçte iki. Ölünün oğlu olmayıp iki veya daha fazla kızı olunca. Bunlara malın üçte ikisi eşit olarak verilir.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, iki kızına 40 milyar verilir, kalan 20 milyar asabaya kalır.

Normal 0 21 false false false TR X-NONE AR-SA /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;}

3- Ortaklaşa asaba olmaları. Ölünün kızları, oğulları ile birlikte olunca, diğer farz hisse sahiplerinden artan mal aralarında erkeklere iki hisse, kızlara bir hisse olarak pay edilir.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, hanımına 7.5 milyar verilir, kalan 52.5 milyar kızı ve oğlu arasında ikiye bir olarak taksim edilir. Mesela bir oğul ve iki kızı olsaydı 52.5 milyar dörde bölünür ve iki hisse bir oğluna, birer hisse de kızlara verilirdi.

İBNİYYENİN (Oğlun kızlarının) 6 HALİ VARDIR.

1- Yarım hisse. Ölünün öz kızı olmayıp, oğlunun bir kızı veya oğlun oğlunun bir kızı varsa, malın yarısını alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, kocasına 15 milyar verilir, 30 milyar oğlunun kızına verilir, kalan 15 milyar asaba olana kalır.

2- Üçte iki hisse. Ölünün oğlunun veya oğlun oğlunun iki veya daha fazla kızı varsa, bunlar malın üçte ikisini alırlar.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, kocasına 15 milyar verilir, iki kıza 40 milyar verilir, kalan 5 milyar asabaya verilir.

3- Altıda bir hisse. Ölünün öz kızı ile birlikte oğlun kızı veya daha aşağıdakinin kızı birlikte olunca, bu torun tarafından olan kıza altıda bir verilir. Öz kızı malın yarısını alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, öz kızı 30 milyar alır, 10 milyar oğlun kızına verilir, kalanı asabaya verilir.

4- Ortaklaşa asaba olmaları. Ölünün oğlu olmayıp, aşağı doğru erkek torunların kız ve erkek evlatları bulununca kızlar da erkeklerle birlikte asaba olurlar, erkeklere iki, kızlara bir hisse verilir.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, kocasına 15 milyar verilir, kalan 45 milyar kız ve erkek torunlar arasında ikiye bir olarak bölünür. Mesela iki kız torunu ve iki erkek torunu olsa, 45 milyarı altı hisse yaparız ve kizlara bir hisse, erkelere iki hisse verilir.

5- Varis olamama hali. Ölünün iki veya daha fazla öz kızı varsa, oğlun kızları mirasçı olamaz.

6- Düşme hali. Ölünün oğlu ile, oğlunun kızları birlikte bulununca oğlun kızları miras hakkından düşerler.

ANNE-BABA BİR KIZ KARDEŞİN 5 HALİ VARDIR.

1- Yarım hisse. Ölünün evladı, babası ve sahih dedesi yok ise ve anne-baba bir kız kardeşi varsa, malın yarısını alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, 30 milyar anne-bab kız kardeşe verilir, kalanı asaba olan alır.

2- Üçte iki hisse. Ölünün evladı, babası ve sahih dedesi yok ise ve anne-baba kız kardeşi birden fazla varsa, malın üçte ikisini alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, iki tane kız 40 milyarı alır, kalan 20 milyar asabaya verilir.

3- Ortaklaşa asaba olmaları. Ölünün evladı, babası ve sahih dedesi yok iken, bir veya daha fazla anne-baba bir kız kardeşi, anne-baba erkek kardeşle birlikte olunca, asaba olarak erkeklere iki, kızlara bir hisse verilir.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, bütün mal kardeşler arasında kızlara bir hiise, erkeklere iki hisse olarak pay edilir.

4- Sadece asaba olmaları. Ölünün bir veya daha fazla anne-baba bir kız kardeşi, ölünün bir veya daha fazla kızı ile veya oğlunun kızı ile veya daha aşağıdaki torunun kızıyla birlikte olmasıdır. asaba olarak farz hisselerden geri kalanı alırlar.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, kızı 30 milyarı alır, kalan mal asaba olarak anne-baba bir kız kardeşe kalır.

5- Düşme hali. Ölünün oğlu, veya torunu, veya babası veya yukarı doğru dedesi ile birlikte, anne-baba bir kız kardeşin bulunmasıdır ki bu kız kardeşlere miras yoktur.

BABA BİR KIZ KARDEŞİN 7 HALİ VARDIR.

1- Yarım hisse. Ölünün evladı, babası, dedesi, anne-baba bir erkek veya kız kardeşi bulunmayınca, sadece baba tarafından olan bir kız kardeş için malın yarısı vardır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, kocasına 15 milyar verilir, 30 milyar kız kardeşe verilir, kalanı asabaya verilir.

2- Üçte iki hisse. Baba tarafından iki veya daha fazla kız kardeş olup, ölünün evladı, babası, dedesi, anne-baba bir erkek veya kız kardeşi bulunmayınca. Üçte iki, baba tarafından kız kardeşlere eşit olarak bölünür.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, 40 milyar kızkardeşlere kalır, kalan mal asabaya verilir.

3- Altıda bir hisse. Baba tarafından olan kız kardeşler, ölünün anne-baba bir olan kız kardeşlerle birlikte olunca, malın altıda birini alırlar. Anne-baba bir olanlar malın yarısını alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, anne-baba bir olan kız kardeşler 30 milyarı alır, baba tarafından olan kız kardeşler 10 milyar alır, kalan asabaya verilir.

4- Ortaklaşa asaba olmaları. Ölünün baba tarafından erkek ve kız kardeşleri olup, evladı, babası ve dedesi olmayınca asaba olmalarıdır. Erkeklerle birlikte kalan malı alırlar.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, anne-baba bir olan kız kardeşleri için malın üçte ikisi olan 40 milyar verilir, geri kalan 20 milyar bab tarafından olan kız ve erkekler arasında ikiye bir olarak taksim edilir.

5- Sadece asaba olmaları. Ölünün baba tarafından kız kardeşi, ölünün kızı veya oğlunun kızı veya daha aşağıdaki kızı ile birlikte bulunup, ölünün oğlu, babası, dedesi ve anne-baba bir kız kardeşi olmayın-cadır. Farz hisselerden geri kalanı, baba tarafından olan kız, asaba olarak alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, kocası için 15 milyar verilir, ölünün oğlunun kızına 30 milyar verilir, kalan 15 milyar baba tarafından olan kız kardeşe asaba olarak verilir.

6- Varis olamaması. Ölünün anne-baba bir olan birkaç kız kardeşi bulununca, ölünün baba tarafından olan kız kardeşi varis olamaz.

7- Mirastan düşme halidir. Ölünün oğlu, daha aşağıdaki oğlu (torun), veya babası veya yukarıya doğru dedesi, veya ane-baba bir erkek kardeşi, veya kızı, veya aşağıya doğru kızın oğlu ile beraber asaba olan anne-baba bir kız kardeş bulunursa, baba tarafından olan kız kardeş miras alamaz.

KOCANIN 2 HALİ VARDIR.

1- Yarım hisse. Ölen hanımın evladı, aşağı doğru oğlu tarafından torunu olmazsa, kocası malının yarısını alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, kocasına 30 milyar verilir, kalanı anne-baba bir kardeşine verilir.

2- Dörtte bir hisse. Ölen hanımın erkek veya kızı veya aşağı doğru oğlunun evladı bulunursa, koca malının dörtte birini alır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, 15 milyarı kocasına verilir, kalanı oğlun oğluna verilir.

HANIMI 2 HALİ VARDIR.

1- Dörtte bir hisse. Kocanın evladı veya oğlunun evladı bulunmayınca, bir veya birkaç hanım için kocanın malından dörtte biri vardır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, hanım için 15 milyar verilir, kalanı ölünün kardeşlerine verilir.

2- Sekizde bir hisse. Bir veya daha fazla hanım, kocanın evladı veya oğlunun evladı ile bulunursa, hanımlar için sekizde bir hisse vardır.

Mesela ölünün 60 milyarı kalsa, sekizde biri (7,5 milyar) hanımına verilir, kalanı da ölünün oğluna verilir.

 

 

Pazar, 22 Ağustos 2010 14:37 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

HIZANE (ÇOCUĞUN BAKIMI)

HIZANE (ÇOCUĞUN BAKIMI) BABI

Anne, ayrılıktan evvel veya sonra çocuğunun bakımına daha layıktır. Sonra annenin annesi, ne kadar yukarıya çıkılırsa çıkılsın daha layıktır.

Sonra babanın annesi, sonra çocuğun anne-baba bir kız kardeşi, sonra anne tarafından kız kardeşi, sonra baba tarafından kız kardeşi, sonra teyzesi, sonra halası (aynı şekilde) daha layıktır. Kız kardeşinin kızları, erkek kardeşinin kızlarından daha evladır/layıktır. Erkek kardeşinin kızları, halalardan daha evladır.

Bir kadın, (bakıma muhtaç olan) çocuğun mahreminden gayrısını nikâhlarsa, çocuğa bakım hakkı düşer, çocuğun mahremini nikâhlayan kadının ise bakım hakkı düşmez. Bunun misali, çocuğun amcasını nikâhlayan anne gibi ve çocuğun dedesini nikâhlayan ninesi gibidir. Bakım hakkını düşüren nikâhın kalkmasıyla, bakım hakkı geri gelir. (şayet kadının evli olduğu bundan dolayı da bakım hakkının düştüğünü iddia etseler) Kocasının bulunmadığı hakkında söz kadına aittir, onu sözü kabul edilir. (yani nikâhın düşmediğini dolayısı ile bakım hakkının devam etmesi demektir.)

Çocuk bu sayılan kadınların yanında hizmetten ihtiyaçsız olana kadar kalır. Bu kendi başına yemesi, içmesi, giyinmesi ve istinca/helâ ihtiyacını gidermesi etmesiyledir. Dokuz veya yedi yaşıyla takdir edilir.

Bundan sonra baba, çocuğu almak üzere zorlanır. Kız çocuğu annesinin veya o yoksa ninesinin yanında hayız/adet görme çağına kadar kalır. İmamı Muhammed’e göre şehvet duyma çağına kadar kalır. Zaman fasit olduğu için fetva İmamı Muhammed’in sözüyledir.

Çocuğa bakım hakkı olan kadın buna (bakmaya) zorlanmaz. (zira çocuğa bakmaktan aciz kalabilir. Fakat bakım işi, çocuğun başkasını emmemesi veya başka yakın akrabasının bulunmaması sebebi ile ona kalmış ise buna mecbur tutulur.)

Eğer çocuğa bakacak bir kadın yoksa bakım hakkı mirastaki sıra üzere asabalara[1] aittir. Fakat mahrem olmayan asabasına kız çocuğu verilmez. Bu, amcasının, dayısının oğlu gibileridir. Ahmak olan fasığa da bakım için kız çocuğu verilmez.

Eğer asabalar aynı yakınlık derecesinde toplansalar, en takvası bakıma layıktır, sonra en yaşlısı layıktır. Zimmî (İslam memleketinde yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlar) olan kadın, çocuğunu küfre alıştırma korkusu olmadıkça Müslüman evladını bakmaya daha layıktır.

Kendi işlerini görme çağına gelmedikçe babanın çocuğu sefere/yolculuğa götürme hakkı yoktur. Annenin de aynı şekilde hakkı yoktur, ancak evlendiği vatanı darul harb/kafir memleketi değilse, oraya götürmesi müstesnadır. Anneden başkası için çocuğu sefere götürme hakkı yoktur.

Eğer iki şehir ve köy arasında baba için çocuktan haberdar olmak ve evinde gecelemek mümkün ise, bu durumda annenin çocuğu sefere götürmesinde bir beis yoktur (zira burada babasızlıktan dolayı zarar görmüş olmaz). Aynı şekilde köyden şehire nakletmekte de beis yoktur, aksi durum bunun hilafınadır. Çocuğun kendisinin bakımı hususunda seçim hakkı yoktur.                (Mülteka l-Ebhur)

 



[1] Erkek tarafından varis olanlar.

 

Pazartesi, 28 Haziran 2010 14:32 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İkrah/Zorlama Meselesi

 

İKRAH HAKKINDA BAZI TABİRLER

İkrah: Kişinin ihtiyarını ve iredesini kaldıran fiildir.

Mükrih: Zorlayıcı, dediğini yaptırmaya kadir olan.

Mükreh: Zorlanan, baskı altında kalan.

Izdırar hali: Çaresizlikte kalmak hali ki o anda leş-domuz-içki gibi şeylerden birazıçık kullanmak caiz olur.

Kısas: Cinayet karşılığında verilen misli ceza.

Had: Şeriatın tayin ettiği belli ceza.

Ric’at: Boşadığı hanımına dönmesi.

Î’lâ: Hanımına 4 ay yanaşmamak üzere yemin etmesi.

iladan dönmek: Hanımına yanaşmamak için yaptığı yemini bozması.

ibra: Borçtan beri etmesi.

İKRAH KİTABI

İkrah, öyle bir fiildir ki, insan bu fiille, başkasının ehliyeti kalmakla beraber rızasını yok eder veya seçme hakkını ifsat eder. (mesela, bir kişi başkasını namazı terk etmeye zorlasa zorlanan kişinin ehliyeti ki o da akıl, buluğ ve İslam’dır kendisinde sabittir. Zorlama ile ehliyet ondan kaybolmadığı için namaz borcu da düşmez.)

Zorlamanın bağlayıcı olmasının şartı, zorlayan sultan olsun hırsız olsun tehdit ettiği şeyi yapmaya kadir olmalı. Zorlananın tehdit edilen şeyin meydana gelmesinden korkmasıdır. Zorlananın daha evvel o işten, kendi hakkı veya başkasının hakkı veya şeriatın hakkı için sakınır olması. Zorlama aletinin kişiyi veya uzvu telef eden bir şey olması veya rızasını kaldıracak derecede sıkıntı gerektirmesi.

Şayet kişi malını satmaya veya bir şeyi satın almaya veya kiralamaya veya ikrara etmekle, öldürmekle veya şiddetli dövmekle veya uzun süre hapsedilmekle zorlansa (bu zorlanma hali sona erdikten sonra) yaptığı işi fesh etmekle veya geçerli yapmak arasında muhayyerdir. Eğer zorlanma halindeyken müşteri malı teslim almışsa ona fasit bir mülkiyetle sahip olur.

Müşteri aldığı köleyi hür etse sahihtir, onun üzerine kıymeti vermek gerekli olur. Zorlananın müşteriden ücreti alması, malı teslim etmesi isteyerek olursa bu izin vermektir, zorla bunları yapmak izin sayılmaz. Zorlandıktan sonra hibe ettiği şeyi isteyerek vermesi izin sayılmaz.

Zorlanmadan alan müşteri elinde mal helak olsa kıymetini vermesi lazım gelir. Satıcının zorlayan ve satın alandan dilediğine ödettirme hakkı vardır. Eğer zorlayana ödettirirse, kıymeti almak üzere müşteriye müracaat eder. Eğer müşteriye elden ele satışlar olduktan sonra ödettirirse kendi satışından sonraki bütün satışlar geçerlidir, daha evvel olanlar geçerli olmaz.

Şu satışlardan birine izin verse evvelde olanlarda caiz olur. Eğer ücret mevcut ise, müşterinin satış fesh edildiği zaman ücreti geri isteme hakkı vardır.

Sopa ile vurmak veya bir gün hapsetmek ikrah/zorlama sayılmaz, ancak makam sahibi olan kimseden zarar görmesi müstesnadır. Eğer ölü hayvan eti yemeğe veya kan içmeye veya domuz eti yemeğe veya içki içmeğe, dövmekle veya hapisle veya bağlamakla zorlansa bunları işlemesi helal olmaz.

Eğer öldürmekle veya uzvunu kesmekle zorlansa helal olur. Eğer şiddetli açlıkta olduğu gibi telef olma anında onları yemek-içmek helal olduğunu bilerek sabretse günahkâr olur.

Eğer küfretmek veya Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) sövmek için öldürülmekle veya azasının kesilmesi ile zorlansa, bu fiilleri açıklamasına, kalbi imanla dolu olduğu halde izin verilir. Öldürülmeye sabrederse mükafaat kazanır. Öldürmek ve aza telef etmekten başka şeylerde izin yoktur.

Şayet öldürmek ve âza telefi ile bir Müslüman’ın malını telef etmeye zorlarsa bunu yapmasına izin verilir, ödemek sorumluluğu zorlayan üzerinedir.

Eğer başkasını öldürmeye veya âzasını kesmeye zorlansa ona bu işlerde izin verilmez. Şayet bunları yaparsa kısas, zorlayan üzerinedir. Ebu Yusuf’a göre hiç birine kısas yoktur.

Şayet dağdan aşağı yuvarlanmakla zorlansa ve bunu yapsa diyeti, zorlayanın âkılesi/yakın akrabası üzerinedir. Ebu Yusuf’a göre zorlayanın malından verilmesi gerekir. İmamı Muhammed’e göre zorlayan kısas edilir. Şayet yüksek bir yerden atlamakla veya ateşe girmekle veya suya dalmakla ölüme zorlansa ve her biri helak edici ise zorlanan için bu işlere girişmek veya sabretmek serbestliği vardır.

İmameyn der ki, sabretmesi lazımdır.

Şayet gemide yangın olsa, eğer sabretse yanacak, eğer suya atlarsa boğulacak, bu durumda İmamı A’zam’a göre muhayyerliği vardır. İmamı Muhammed’e göre sebat etmesi gerekir.

Eğer hanımını boşamak veya kölesini hür etmek veya bu ikisi hususunda vekil tayin etmekle zorlansa ve bunu yapsa geçerli olur. Kölenin kıymetini almak için zorlayana müracaat eder.

Aynı şekilde cimadan evvel hanımını boşamışsa, mehrin yarısı ile zorlayana müracaat eder, eğer cimadan sonra boşamış ise bir şeyle müracaat edemez. Zorlanan kimsenin yemini sahihtir, adağı ve zıharı da sahihtir. Bunlar sebebi ile ödediğini dönüp zorlayandan isteyemez.

Ric’atı, îlâsı, iladan dönmesi, İslam’a girmesi de sahihtir, fakat zorlanarak dinden dönse öldürülmez. Zorlananın borcu silmesi sahih değildir. Dinden dönmesi de sahih değildir, bu sebeple hanımı ondan boşanmış olmaz.

Şayet kadın, (kocasının) dilden açıkladığının gerçekleştiğini iddia etse, adam kalbinin imanla dopdolu olduğunu iddia etse (adam) tasdik edilir.

Şayet zinaya zorlansa ve bunu yapsa, eğer sultan tarafından zorlanmışsa had vurulur, İmameyne göre üzerine had yoktur. Fetva bununladır.

 

 

Perşembe, 24 Haziran 2010 16:02 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

SÜT BAHSİ

kitap25.jpgSÜT EMME BAHSİ

Süt, emzikte olan çocuğun hususi vakitte, Âdem neslinden olan kadının memesinden emmesidir. Süt hükmü, müddet içinde az veya çok emmekle sabit olur, müddetten sonra sabit olmaz. Bu müddet  iki buçuk senedir, İmameyne göre iki senedir.[1]
Neseb ile haram olan, süt ile haram olur, ancak süt oğlunun ninesi, süt oğlunun kız kardeşi, süt oğlunun halası, süt oğlunun anası, süt kız kardeşinin anası, süt amcasının anası, süt halasının annesi, sütten olan dayısı, süt teyzesi müstesnadır. (bunlar haram olmaz.) Yine kadının sütten olan oğlunun erkek kardeşi de müstes-nadır. Bunun üzerine diğerlerini kıyas et.  
Süt ve neseb bakımından erkek kardeşin kız kardeşi helaldır. Bu, bir babadan erkek kardeş gibidir ki, o erkeğin anne tarafından bir kız kardeşi vardır. Bu kızkardeşi baba tarafından olan erkek kardeşine helaldır.[2]
Emme zamanları ihtılaflı da olsa, aynı memeden emen iki çocuk arasında helallik yoktur; bir süt çocuğu ve süt annesinin çocuğu arasında da, ne kadar aşağı inilirse inilsin hüküm böyledir.
Yine emziren kadının kocası ki, kadının sütü o kocadandır, o koca süt çocuğunun babasıdır, onun oğlu süt çocuğunun karde-şidir, onun kızı süt çocuğunun kız kardeşidir. Onun kardeşi süt çocuğunun amcasıdır, onun kız kardeşi süt çocuğunun halasıdır (bunların arasında da helallik yoktur.)
Koyundan, veya erkekten süt emen çocuklar arasında haram-lık yoktur; kadının sütü ile yapılan şırıngada da haramlık yoktur. Bekarın ve ölü kadının sütü haram edicidir; aynı şekilde burnundan sütün damlatılması ve boğaza akıtılması da haram edicidir.
Yemek ile karıştırılan süt haram edici değildir. İmameyn sütün galip olması durumunda ihtilaf ettiler. Süt eğer su ile karışılırsa, ilaçla veya koyun sütüyle karışılırsa galip (fazla) olana itibar edilir.
Aynı şekilde başka bir kadının sütüyle karıştırılırsa yine galip olana itibar edilir; İmamı Muhammed’e göre haramlık her iki kadına tealluk eder.
Eğer kadın, küçük olan kumasını emzirse[3], her ikisi kocasına haramdır, eğer cima edilmemişse büyük kadın için mehir yoktur; küçük kadın için mehrin yarısı vardır. Eğer büyük kadın nikahlı olduğunu bilse ve nikahı bozmayı kast ederek emzirse koca, küçük kadına verdiği yarım mehri, büyüğe müraacat ederek talep eder, ancak büyük kadın nikahı bilmiyorsa veya küçüğün helak olmasını veya açlığını def etmeyi kast ederse veya bunun nikahı bozduğunu bilmese kocanın ona müraacat etme hakkı yoktur. Bu hususta söz (büyük) hanıma aittir.
Mal davalarının kendisiyle sabit olduğu delil ile süt sabit olur.[4]
Koca, ‘şu kadın benim sütten kız kardeşimdir’ dese, sonra hata ettiğini iddia etse, sözü tasdik edilir.


[1] Fetva bununladır.

[2] Burdaki babanın iki hanımı vardır ve hanımını birisinin daha evvelden olan başka bir kocadan kızı vardır. Bu kız, kocanın diğer hanımından olan oğluna helaldir.

[3] Evli birisi, beşik kertmesi ile başka bir kız çocuğu ile de evlendirilse, evvelki hanımı bu küçüğü emzirse, süt annesi olması sebebiyle bunların her ikisi de koca üzerine haram olur. Bu boşanmaya sebeb olan kadın mehirden mahrum olur.

[4] İki şahit ile.

Pazar, 15 Kasım 2009 10:09 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Muhammed Avvame Hoca .....

avvame.jpg   Muhammedi Küreselleşme Nasıl Olacak?

Kıymetli İslam Alimi Muhammed Avvame Hoca Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde Konferanstaydı

Yine bu sitede 18 Ekim Pazar günü, Muhammed Avvame Hoca’nın İstanbul’da bir konferansı olduğunu söylemiştim. Dedim ki kendi kendime, madem bu programın duyurusunu yaptık, katılmadan da olmaz. Ve Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nin yolunu tuttum. Konferans salonuna vardığımda pek kalabalık değildi ortalık. Programın başlamasından 5 dakika sonra ise hıncahınç doluydu. İnsanlar fevc fevc büyük muhaddis Muhammed Avvame Hoca’yı dinlemek için gelmişti.
 

8318

Gökteki Yıldızlar kadar çok
Programın başlama saati 15:00 idi. Ancak, 15:10 gibi Kur’an tilavetiyle başladı program. Davudi sesli bir kari, içinde “Kulları arasında Allah’tan en çok korkanlar alimlerdir” mealindeki ayet de bulunan Fatır Suresi’nden ayetler okudu. Bu güzel kıraattan sonra Ebubekir Sifil hoca, açılış konuşmasında önemli mesajlar verdi. Ahir zamana ait özel durumlardan bahseden ve Hadis ilmi konusunda üst mertebede bir yetkinlik kazanmış olan Muhammed Avvame hocayı takdim eden Ebubekir Hoca, bunların ardından Dar’ül Hikme’nin amacının “ehl-i sünnet ve’l cemaat” anlayışının bütün sıhhatiyle günümüzde yaşatılması ve bu konuda yurtdışıyla Türkiye arasında önemli bir bağın kurulması olarak açıkladı. Yine Ebubekir hocadan öğrendiğimize göre bu, Muhammed Avvame hocanın Dersaadet’e ilk gelişiymiş. Ebubekir hocadan sonra Mehmed Fatih Kaya hoca, Muhammed Avvame hocaefendinin hayatını kısaca anlatmak ve yazdığı tüm risaleleri zikretmek için kürsüdeydi. Üstadın yazdığı eser sayısı sanırım gökteki yıldız sayısına yakındı. Ama maalesef bunlardan sadece biri dilimize tercüme edilmiş.
Fatih Kaya hoca da kürsüden indiğinde söz, nihayet kıymetli muhaddis, büyük alim Muhammed Avvame (rahmetullahi teala aleyh) hocaefendideydi. Alimimiz Arapça konuşurken Hamdi Arslan hoca da tercüme edecekti tüm konuşma boyunca. Muhammed Avvame hoca konuşurken kendi kendime esefleniyordum doğrusu. Niçin öğrenmemiştim ki hala Arapça’yı? Ben kendi içimde bir oto-kritizasyon süreci yaşarken Muhammed Avvame da hoca fasih Arapçasıyla konuşuyordu. Alimimiz, sözünü bitirince konuşma sırası ise mütercim Hamdi Arslan hocaya geliyordu. Her ne kadar Avvame hocanın sözlerinin tam olarak tercüme edilemeyeceğini bilsem de can kulağıyla dinliyordum mütercimi.

Muhammed AvvameMuhammedî Küreselleşme
Avvame hoca çok önemli şeyler söylüyordu bize. Siyer ve şemail-i Rasulullah’ı bilmenin öneminin ahlak ve imanımızın gelişkinliğinin maksimum seviyeye yaklaşması için gerekli oluşuyla başladı sözlerine hocamız. Eğer ki onun siyerini ve şemailini bilirsek, Resul-i Ekrem’e olan bağlılığımızın artacağı ve Müslümanların sünnetle iç içe bir yaşamı idame ettirmeleri sonucu –benim çok ilginç bulduğum ve büyük bir ufku barından bir terkip olduğunu düşündüğüm- “Muhammedî Küreselleşme’nin” vuku bulacağını belirtti. Birileri bize kafirce bir “küreselleşme” dayatıyordu şüphesiz. Biz ise sünnet ile, -geçmişte Devlet’in bir nebze olsun gerçekleştirebildiği- bir “Muhammedî Küreselleşme” amacında olmalıydık Bu tamlama beni etkisi altında tutuyordu ki hoca yine ilginç bir yere vurgu yaptı. Yaşadığımız çağda Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sürekli olarak müsamahakar, sonsuz hoşgörülü olarak tavsif edilmesinin doğru olmadığını onun ahlakının iki vechesinin olduğunu hatırlattı. Bu iki yönden biri “hulkun azim” (Yüce, azametli bir ahlak) iken diğeri de “hulkun kerim” (cömert, ikram sahibi, şerefli bir ahlak) idi. Allame Avvame, bu iki yönden bahsettikten sonra siyer-i nebevi’den bir alıntıyla tezini örneklendirdi. Hazret-i Rasulullah’ı (s.a.v) sürekli hicveden müşrik bir şair bir gün yakalanır ve Huzur-i Risaletpenahi’ye getirilir. Hüküm bellidir: idam. Ancak şair, peygambere yalvarıp yakarınca, peygamberimiz dayanamaz ve affeder. Serbest bırakılan şair, Mekke’ye dönünce iflah olmaz ve hicivlerine devam eder. Derken kader-i ilahi yine tecelli eder ve Bedr harbinde müşrik şair Müslümanların eline geçiverir. Yine ağlayıp sızlayan şair için artık hüküm kesindir. Kendisine merhamet gösterilip affedilmesine rağmen, hem hicivlerine devam etmiş, hem de Müslümanlara karşı girişilen harbe katılmıştır. Nihayetinde idam edilen şair üzerinden Şeyh Avvame’nin bize verdiği ders ise incelik dolu. İlk seferinde şairin affedilmesinin Resul’ün kerim ahlakının, ikinci sefer de cezanın infaz edilmesinin Nebi’nin azim ahlakının bir yansıması olduğunu öğrendik böylece.
 



Ebubekir Sifil Hoca, Müftü Abdurrauf Hoca,
Muhammed Avvame Hoca,
Muhammed Emin Er Hoca
Sahabeye Saygı

Muhammed Avvame
Rasulullah’ın ahlakından ve siyerinden bahsedilmesinden sonra konu Ashab-ı Kiram’ın adaleti ve faziletiydi Rasulullah’ın örnek ahlakının, büyük ufkunun bizlere kimler vasıtasıyla geldiğini sordu hocamız önce. Sordu dediysem bu, tecahül-i arif nev’indendi. Sorunun cevabı elbette Ashab-ı Kiram idi. Hayat’us-Sahabe adlı eserin de sünnet-i Rasulullah’ı ve Ashab-ı Kiram’i tanımamız ve onlar hakkında bir hassasiyet kazanmamız yolunda çok yardımcı olduğu da belirtildi.  Üstad Avvame Sahabe konusundaki hassasiyetin giderek aşınması tehlikesine dikkat çekerek “Ashabıma küfretmeyiniz. Sizden birisi Uhud dağı kadar sadaka vermiş olsa onlardan birinin bir ölçü, yarım ölçü sadakasına ulaşamaz.”. hadisini nakletti. 
Üstad Muhammed Avvame daha pek çok şeyden bahsetti, ama genelde anlattıkları  bu minvaldeydi. Program sonunda Talha Hakan Alp hocaya, Ömer Faruk Tokat hocaya ve Abdullah Zerrar Cengiz hocaya selam verdikten sonra çıktım Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nden.

 

Perşembe, 29 Ekim 2009 19:58 tarihinde güncellendi

Sayfa 2 - 8

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.